|
(Lütfen önce
Altın Dibace’yi okuyunuz.)
Giriş
Ruh-Beden korunumu
Televizyon ve Harama
Nazar
Televizyon ve Zaman
İsrafı
Televizyonun Ailevi
Yönü
Televizyonun
Kaldırıldığında Doğacak Boşluk
Çocuklarımız Bu
Televizyonsuz Fanustan Çıkınca, Dış
Dünyaya Karışınca Ne Olacak?
Televizyon ve Su
Haberlere Gelince
Kimler Televizyon
Seyretmeli
Televizyon Bağımlısı
veya Televizyon Özürlüler İçin
Özel kitap Listesi
Televizyonun çocuklara
zararları ile ilgili iktibaslar:
Batıda televizyonun
çocuklara zararlarına önlemek için
oluşturulan bazı
organizasyonlar ve TV’nin Zararlarıyla
ilgili 100’lerce siteden bazıları:
Giriş
Ruh-Beden korunumu
Allah, insanın
vücut sağlığının korunması için insana acı
hissi ve bir takım refleksler lütfetmiştir.
Aklınız
yerindeyse yüksek bir yerden atlamaz,
üzerinize kaynar su dökmez, bir bıçağı
kendinize saplamazsınız.
Bunun yanında
gayri iradi yüzünüze gelen bir şeyden dolayı
gözlerinizi kapar, kendinizi savunursunuz.
Ruhun
korunmasına gelince, onun korunması
reflekslere ve acı hissine değil insanın
iradesine bırakılmıştır.
Yani beynin
korunması kafatasıyla sağlanmış (en değerli
organ), gözün korunması göz kapağı ve
reflekslerle, çevreleyen kemik yapısıyla vs.
Ama ruha ait
koruma Kura’n-ı Kerim’de ve hadis-i
şeriflerde yer alan ikazlarla,
yönlendirmelerle ifade edilmiştir.
Yani
vücudumuzda, mesela kalbimizde başlayan bir
problemi bir acıyla hisseder derhal doktora
gideriz.
Ama ruhtaki
bir bozulma veya çürüme bedensel bir ağrı
vermediği için ihmal edilir.
Beden
korunarak dünya hayatı devam ettirilir ama
ruhun korunması ahiret hayatını
ilgilendirir.
Vücudunuzu
gıdasız bırakırsanız açlık hissedersiniz.
Vücut ölmemek için her yolu size denetir.
Ama ruhi açlığı hissetmeyiz.
Bu nedenle
hepimiz Afrika’daki açlar, kemikleri dışarı
çıkmış insanlar gibi bir ruha sahipken semiz
bedenimizle kahkahalar atabiliriz.
Etiyopya veya
Nijerya halkının bedeni açlığı tüm dünyada
ruhi açlık olarak mevcut ve onların açlık ve
hastalıkları dünya hayatlarını tehdit
ederken bizim sonsuz bir hayatımızı tehdit
eden ruhi açlığımız var. Yani onlardan çok
çok zavallıyız.
Kuran-ı Kerim
ve hadis-i şeriflerde ruhun muhafazası için
yer yer vücuda ait benzetmeler kullanır.
Örneğin:
Kalbin
taşlaşması denir, yani ruhi ölüm, denir.
Nazar (Harama,
yasak görüntülere bakma) şeytanın zehirli
oklarından biridir, denir.
(Yani sadece
ok da değil zehirlisi. Yaralanmak hatta
küçük sıyrıklar bile öldürücü olabilir.)
Göz insan
ruhunun dünyaya açılan penceresidir.
Ve ruhun
korunmasında önem taşıyan en hayati
organdır.
Gözlerini
kontrol edemeyen bir insanın tüm ruhi
kaleleri birer birer düşmeye mahkûmdur.
“Böyle her
şeyiyle kaypak ve zararlı bir zeminde çok
dikkatli yürümek gerekir. Mayınlı bir
tarlada veya amansız bir düşman beldesinde
nasıl hareket edilmesi icap ediyorsa,
günümüzün çarşı pazarında gezerken de aynı
dikkat ve aynı teyakkuz elzemdir.
Herkesin
bildiği bir hadiste, insanın birinci
bakışının (harama nazar) mazur
görülebileceği, affedileceği ama ikinci
bakışın iradi olduğu için günah olduğu,
yasaklandığı ifade edilir. (Efendimiz Hz.
Ali’ye:-“Ey Ali! Bakışına bakış ekleme!
Zira, ilk bakış sanadır, ama ikinci bakış
zararınadır.” der.)" ***
Yolda giderken
siluet olarak hissettiğiniz bir bayanın
varlığını bilmeniz birinci bakış
sayılabilir. Yani sizin tekrar bakmanız
ancak inceleme kastı taşıyabilir.
Veya şöyle
açıklanabilir.
Bir sürü ucu
açık elektrik kablosunun rasgele sallandığı
bir koridordan geçerken eliniz bir kabloya
temas ediyor. Elinizi çekersiniz. Tekrar o
kabloda elektrik olup olmadığını kontrol
etmezsiniz. Aynı koridorda yaklaştığınız bir
kablo silueti sizi uyarır. Elektrik var mı
yok mu tekrar denemezsiniz.
Hadiste
birinci bakışın günah olmadığı söyleniyor.
Yani bir hata fakat
affedilen bir
hata. Kimse o ilk bakışta gözünüzün iliştiği
alımlı bir bayanın ruhta tahribat
yapmadığını söyleyemez. Ama ‘ikinci bakış
zehirli bir ok’
tahribat artı
günah!
(Zihin,
öncelikle günahlar, hatalar, yanlışlıklar ve
kötülüklerle kirlenir. Her günah, her hata
ve her kötülük onda mutlaka bir iz bırakır.
İnsan çok defa böyle bir zihin kirlenmesinin
farkına varmasa da zamanla onun
tezahürlerini kendi gönlünde ve duygularında
hissedebilir. Böyle bir kirlenme, hayırlı
işlere devam etme arzusunu kırar, salih
amellerde süreklilik isteğini azaltır ve
fenalıklara meyil gücünü arttırır.
***)
Televizyon ve Harama Nazar
Ben evlerinizin üstüne yağan fitneleri,
şiddetli yağmur sellerinin açtığı yaralar
gibi görüyorum.”
Müslim-Fiten
Sizce hangi
kanal olursa olsun her an kerih görüntülerin
kanalizasyonlar halinde resmi geçit yaptığı
ekranın başına oturup yaralanmadan
seyredebilmek mümkün müdür? (Tabi bu
yaralanma sıhhatli insanlar için söz
konusu!)
Kendi güzellik
ve görüntüsünü sergileyerek insanları
etkileme peşinde olmayan kaç bayanı
televizyon ekranları misafir etmiştir?
Ve rasgele
zaping yaparken iki üç kanalda bir (kış yaz
fark etmez) sürekli çöl sıcağı
gölgeliğindeymiş gibi giyinen birilerine
rastlarsınız.
Kimse –çok
bilmiş birileri hariç- kalkıp ilk bakışı
farklı tanımlamasın.
Eğer evinizde
televizyon varsa, gözlerinizi ayırmadan
sürekli zaping yaparak zamanınızı israf
ediyorsanız, gözleriniz değil birinci bakış,
bininci bakışla her gün kirlenir.
Ve siz de bu
olayı kanıksamış olarak bedeni hayatınızı
ruhsuz olarak sürdürürsünüz.
Kalbiniz
katılaşır, dünya zulüm ile inlerken gözünüz
yaşarmaz, ölüm burnunuzun dibinde dolaşır
ama siz daha çok uzun yıllar için planlar
yaparsınız.
İlmel yakin
bir imanla yaşar sahip olduğunuz bilgileri
iman kabul edersiniz.
Ama ilme
dayalı bu iman, bir başka ilimle silinmeye
mukavemet edemez.
Bunun yanında
aynel yakin ve hakkal yakin iman
sahiplerinin menakıbını okur, anlatır ve
bunlarla teselli olursunuz.
Asrı Sadette
televizyon olsaydı, Efendimiz yukarıda
anlatılan hassasiyetiyle acaba ne derdi?
Günün
yorgunluğunu nasıl atacağız sorusuna
gelince:
“Kalplar ancak
Allah’ın zikriyle mutmain olur, huzura erer”
ayeti dejenere olmuş bir kalbi nasıl
dinlendirecek ki?
Tabi ki
televizyon böyle bir kalbi dinlendirir,
huzura erdirir.
(Bu kötü durum
şeytanın müdahalesine de bir ortam
hazırlıyor ve kirli zihinleri şeytan kendi
hesabına kullanıyor. Dolayısıyla, insanlar
dupduru bir gönülle Cenâb-ı Hakk’a teveccüh
etme imkânını asla bulamıyorlar. Dahası,
birer pas, birer leke olan o günahlar, tevbe
ve istiğfarla temizlenmez ve arttıkça
artarsa, o zaman üst üste yığılan kirler bir
perde halini alıyor; Allah’tan gelen
tecellilerin önünü kesiyor, rahmet
esintilerine ve ilahî inayete mani oluyor ve
artık himayesiz kalan kalpler şeytandan
gelecek küfür oklarına bile açık birer
hedefe dönüşüyor.
Dışarıdan
gelecek günah hücumlarına karşı ümmetini
koruma mevzuunda çok hassas davranan
Peygamber Efendimiz (aleyhi
ekmelü't-tehâyâ), kadın-erkek herkesin
iffete kilitlendiği bir dönemde, hem de Hac
vakfesini yapıp Arafat’tan döndükleri bir
sırada, terkisine aldığı (Hazreti Abbas’ın
oğlu) Fazl’ın başını sağa-sola çeviriyor ve
böylece etraftaki kadınlara gözünün
ilişmemesi için ona yardımcı oluyordu.
Asır saadet
asrı, mevsim Hac mevsimi, terkisine binilen
Zat Allah Resûlü ve harama bakmaması için
başı sağa-sola çevrilen de iffetinde hiç
kimsenin şüphe edemeyeceği Hazreti Fazl idi.
Öyle bir şeyin
adeta imkansız olduğu bir durumda, nazarına
başka hayâller girmesin ve serseri bir ok
kalbini delmesin diye, Fazl’ın yüzünü bir o
yana bir bu yana çevirmesi Efendimiz’in bu
konudaki hassasiyetini gösteriyor ve
ümmetine misal teşkil ediyordu. ***)
Televizyon
ve Zaman İsrafı
Zaman israfını
interaktif olarak ele alalım.
Sizden bir şey
rica edelim ve lütfen bizi kırmayın.
Şu an
bilgisayar ekranın başından kalkıp en yakın
musluğun yanına gidin ve musluğu sonuna
kadar açıp geri gelin.
Musluk 1
dakika kadar açık kalsın.
Evet, lütfen,
oturduğunuz yerden bunu hissedemezsiniz ve
anlayamazsınız.
Ve israfın
uzaktan duyduğunuz sesini beyninizin
silinmeyen bir yerine kaydedin.
1 dakika
dolduysa sonra gidip musluğu kapayın.
Ne kadar su
israf olmuştur. Takriben 70 litre. Yani 5-6
büyük sürahi.
Bu israf
ettiğimiz suyu herkese birer litre dağıtarak
bir Afrika köyünün susuzluğunu
giderebilirdik.
Çamurlu suları
süzüp su içenleri hatırlayın.
Konumuza
dönecek olursak sizce su israfı mı yoksa
zaman israfı daha büyük israftır?
Ve zamanın
izafi olduğunu düşünerek
10 saat çok
hafif de olsa hastalıkla geçireceğiniz zaman
mı, yoksa 1 saat sıhhatli olarak
geçirdiğiniz zaman mı daha değerlidir?
Kaybolan suyu
telafi edebilirsiniz ama kaybolan zaman geri
gelmez.
Ve televizyon
başında zapingle geçirdiğiniz bir gecenin
faturasını düşünün. Mesela 4 saat.
Bu dört saat
zamanda siz ailenizle beraber veya yalnız
onlarca sayfa kitap okuyabilirdiniz.
Veya 240 rekât
yani 12 günlük kaza namazı kılabilirdiniz
Veya
çocuklarınızla gülüp oynayıp onlara bir
şeyler anlatarak cennet hayatı gibi bir 4
saat geçirebilirdiniz.
Sonsuz bir
hayatın inşa edildiği bu dünya hayatında,
sizin bir hayır yarışı psikolojisi içinde
bulunmanız gerekirken bir tavşanın uyuyarak
kaplumbağaya geçilmesi tarzı bir gaflete
gömülüp kendinizi salıvermeniz aynı zamanda
bomboş bir gelecek için de dua olacaktır.
Allah, değeri
bilinen ve kendisi için teşekkür edilen her
nimeti ziyadeleştirir.
Zamanı
değerlendirmek zamanı bereketlendirir.
Zamanın
bereketlenmesi;
kimi zaman
bastı zamanla,
kimi zaman da
Allah’ın önünüzdeki engelleri,
zamanınızı
çalan problemlerinizi çözerek kendini
gösterir.
Bizim
boyutumuzda daha çok ikincisini yaşayarak bu
bereketi hayretle görebiliriz.
Bu bereketi
yaşayamayanlarsa zamanın su gibi gelip
geçtiğinden bahseder durur, suyla yol
alacaklarına su’dan çıkıp kenardan zamanı
seyrederler.
Altın
değerindeki saatlerini hayal vadilerinde,
magazin sofralarında ve amerikan
tavuklarının topuk izlerini eşeleyerek
harcarlar ta Azrail, onlara onların
hayatlarının görüntü kareleriyle süslü
elbisesiyle görünene kadar.
Evet
"İflasın en hazini minaralerin gölgesinde
olanıdır."
Televizyonun Ailevi Yönü
Size şöyle bir
soru gelse:
Türkiye’nin en
sevimsiz, fitne fücur, şirret ve şıllık
kadını kimdir?
Ve Türkiye’nin
en sefih, sefil ve aşağılık erkeği kimdir?
Siz bunların
cevabını bulmaya uğraşmayın.
Size şöyle bir
teklifte bulunalım:
Rica etsek 1
ay için bu kadın ve erkeği yatılı olarak
evinizde misafir eder misiniz?
Bu soruyu evet
cevabı verdiğinizi hayal edin.
Ve o evde
neler olabileceğini biz resmedelim.
Siz ne kadar
iffetli bir aile olursanız olun bu iki
şeytani varlık en azından zihinlerinizi
bulandırmayacak mıdır?
Sizin
sofranıza sürekli oturduklarında hangi
nimetin bereketi kalır, hangi lokmada
Allah’ı hatırlanabilir, ona şükredilebilir?
Bu melanet
insanlar eşinizi sizden soğutmayacak mıdır?
Rengârenk
makyajlar, ruhi taaffünlerini örten
kokularla gezinerek eşinizi iğfal
etmeyecekler midir?
Ve
çocuklarınızı baştan çıkarmayacak, onlara
rol model olmayacaklar mıdır?
Bu 1 ayın
sonunda o evde aile bağlarından geriye ne
kalacaktır?
Şimdi
televizyona geri dönelim:
Televizyon
ekranlarıyla evinize misafir aldığınız bayan
ve erkekler genel olarak veya bir kısmı
Türkiye topraklarında yaşayan en sefil ve
aşağılık insanlar değil midir?
(İstisnalar
kaideyi bozmayıp, müstesnanın değerini
artırır. )
Her akşam
eşinize ve çocuklarınıza ayırmanız gereken
ve onların hakkı olan zamanı onlardan
esirgeyip, çalarak ekran başında
geçirmenizin haram olmadığını mı
düşünüyorsunuz?
Ve bunun
faturasının neler ihtiva edebileceğini hayal
edelim:
İnsanların
çalışmaktan, eve daha az zaman ayırdıkları
bir dünyada bir de televizyon meşguliyeti
iyice bireyleri birbirinden ayırır.
Birbirinizle
iletişiminiz kopar.
Eşinizle bir
şeyler konuşacak vakit bulamazsınız.
İletişim
kopukluğu, kalbi soğumaya sebep olur.
Çocuklarınız
sizden çok ekranla arkadaşlığa başlarlar.
Sizinle sohbet
etmek, sizden hikâye, masal dinlemek,
beraber kitap okumak, şakalaşmak artık onlar
için cazip değildir.
Çocuklarınız
hep pasif, televizyonsa hep aktiftir.
Çocuklarınız
susar, konuşmayı unutur; sadece ağzı açık
olarak bir aptal görünümüyle dinler ve
seyreder.
Sonra da
çocuklarınızın iki cümleyi bir araya
getiremeyişinden, sözcük dağarcığının
azlığından dert yanarsınız.
Oysa çocuklar,
ciddi hiçbir konuyu kimseyle tartışmamış,
herhangi bir konuda iki cümle kurup yazı
yazmamış ve kitap okumamışlardır.
Ancak çocukken
kazanılan kitap okuma sevgisi, sonradan
sadece hormonlu teşviklerle elde edilir ve
zorlamalarla yürür.
Kitap
okumayan, fikir dağarcığı boş çocuk ileride
her ne mesleği icra ederse etsin ya barmen
ya da bar güvenlikçisi alt kimliğiyle o
mesleği icra eder.
Tüm aile
bireyleri zihinsel olarak yeni arkadaşlıklar
edinirler. Daha cazip babalar, daha cazip
eşler hayalleri telvis etmeye başlar.
Eşiniz sizden
daha güzel ve yakışıklı insanları göre göre
sizden soğur ve uzaklaşır, zihinsel
arayışlar içine girer. Fark
etmeyebilirsiniz.
Televizyonun
olduğu bir evde hiçbir zaman 23.00’te veya
öncesince uyunamaz. Daha sonra uyuyanlar
gece ibadetlerini hangi uyanıklık
seviyesinde eda edebilirler ki?
Üstad (hz)’ın
ev tasviri içinde cennet köşesi olarak
sunulan ve kefil olunan aile ocağı,
televizyon sayesinde cehalet ufunetlerinin
tüttüğü bir huzursuzluk ocağı haline gelir.
Ve huzur ve
cennet arayan aile fertleri evlerinde
kaybettikleri bu cenneti, yaz köşelerinde,
tatil beldelerinde (Televizyona yansıtılanın
gerçeğinin bulunduğu yerler) aramaya
çalışırlar.
Televizyonun Kaldırıldığında Doğacak Boşluk
Vazgeçilmez
bir televizyon tutkunluğunun yaşandığı
günümüzde televizyonu kaldırmak erkek oğlu
erkeklik veya Hz. Hatice(ra) kadar dirayet
ister.
Ve bu iş, aile
hayatınız için İstanbul’un fethi kadar
önemlidir.
Çünkü sonuçta
tüm aile bireylerinin zihni, Bizans kalıntı
ve sefaletinden kurtulacaktır.
Şu an piyasada
yüzlerce dini kaygılarla hazırlanmış CD var.
Çocuk masalları, hikâyeler, belgeseller…
Televizyon
kaldırıldığında çocuklar açısından doğacak
boşluk bunlarla doldurulabilir. Fakat yine
de bu seyretme 1 saati aşmamalı.
Yerinde
kaliteli ve temiz bir film geldiğinde ailece
sinemaya gidin,
Bazen de
çocuğunuzun elinden tutup bir çizgi filme
götürün.
Çocuklarımız Bu Televizyonsuz Fanustan
Çıkınca,
Dış Dünyaya Karışınca Ne Olacak?
Siz
çocuklarınıza kitap okuyarak, nasihat ederek
öyle bir eğitim verin ki diğer kanalları
seyredenleri küçümsesinler, onlara tepeden
baksınlar (gurur anlamında değil, özgüven
anlamında) ve onlara acısınlar.
Televizyon
seyretmemenin bir ayrıcalık ve üstünlük
olduğunu anlatın.
Ekran
karşısında pasif kalarak ancak silik, aptal
-Her akıllı görünen akıllı değildir.- bir
insan olunabileceğini söyleyin.
Kendini
geliştirmenin temel okulunun, aile bireyleri
arasında kesintisiz diyalog ve iletişim
ortamının olduğunu öğretin.
Aktif,
insanlara yardım eden, yol gösteren ve
rehber olmak isteyen bir insanın bunu
kendini yetiştirerek gerçekleştirebileceği
bilincini aşılayın.
Müspet TV Kanallarına Gelecek Olursak
Bu kanalların
hedefi acaba diğer kitle ve evinden
televizyonu atacak iradesi olmayan mefluç
iradeli aileler mi yoksa siz misiniz?
En müspet
dizide yer alan bir müspet karakterin menfi
giyiminin çocuklarınızca bir gün taklit
edilmesi, bu artistlerin rol model alınması
ihtimali sizce ciddi bir tehlike değil
midir?
En müspet
programın arasında yer alan, kanalın
yaşaması için zorunlu olan ve içeriği
sınırlandırılamayan reklâmlar az mı
zararlıdır.
Aile
hayatınızı katleden kanalları zaten seyretme
niyetiniz zaten yok.
Ama müspet
kanallardaki müspet programları kaçırma
endişeniz varsa, seyretmeye değer tüm
programların CD’si çıkıyor. Alıp
bilgisayarda seyredebilirsiniz.
Eğer ekranı
1-2 kanalla sınırlama imkanı olsaydı,
bu
sınırlamadan sadece 3-5 program muaf
tutulabilseydi,
bu arada
reklamlar otomatik olarak kapansaydı,
ekran
23.00'ten sonra kararabilseydi
ve bu
sınırlamalar tüm aile bireylerinin özgür
iradeleriyle yapılabilseydi
o zaman
tv'nin masumiyetinden bahsedilebilirdi.
Haberlere
Gelince
Seyrettiğiniz
haberlerdeki olayları etkileme ihtimaliniz
var mı?
Yani kötü
gidişatı değiştirmeye gücünüz yetiyor mu?
Değilse
öğrenmenin ne faydası var?
Sabahleyin
gazetenizden aslını öğreneceğiniz bir
bilgiyi şişirilmiş, yamultulmuş ve
makyajlanmış haliyle akşam öğrenmenizin ne
faydası var.
Değerli
zamanınızı şeytan ruhlu kimselerin
beyanlarını dinleyerek harcamak, ertesi gün
kendi aranızda onlardan bahsetmek, siyasi
ahkâm kesmek bir mümine yakışır mı?
İki üç
öğretmenin oturup siyasi müzakerelerde
bulunması, siyasilerin beyanlarını
aktarmaları, Türkiye’yi kurtarmaları,
ekonomiyi düze çıkarmaları ne kadar
lüzumsuzdur ve eblehçedir!
5 yılda bir
atacağınız oy için yıllarca haber izleyip,
siyasi yorum yapmaya ve dinlemeye değer mi?
Ve son soru:
Televizyon
seyretmek Allah’ın rızasını kazanmak için
yapılan bir eylem, bir amel midir?
Allah bes,
baki heves!
Televizyon ve Su
Bir gram
necaset damlamış bir sürahi sudan, su içer
misiniz?
Vücudunuzla
ilgili bu hassasiyetiniz ruhunuz söz konusu
olduğunuzda neden duyarsız?
Gözünüz
aracılığıyla ruhunuza akan görüntüler için
benzetmemizi değiştirerek bu işin bir damla
berrak su için bir sürahi necasete katlanmak
olduğunu söylesek mübalağa mı etmiş oluruz?
Vücuda
zararsız olduğu halde sadece tadından
rahatsız olduğumuzdan şehir suyu
kullanmıyoruz. Taşıma suyla içme suyu
tedarik ediyoruz.
Bu
hassasiyeti ruhumuz için gösterip taşıma CD
ve DVD'lerle idare etsek de ruhumuza sürahi
sürahi (3-5 damla temiz su ihtiva eden)
necaset içirmesek.
“Binaenaleyh,
bir televizyon kanalı, ahlâkınıza karşı
savaş ilân ettiği hâlde evinizde hâlâ
izlenebiliyorsa başta çocuklar olmak üzere o
hânedekilerin ahlâklarının tefessüh etmesi,
içten içe çürümesi kaçınılmaz olmuş
demektir.
Böyle bir
yaklaşım gericilik değildir; gericilik, bazı
televizyon kanallarının onca şenâet, denâet,
ve gayr-i ahlâkiliğine karşı her şeyi sineye
çekip nesillerin tefessüh etmesine sessiz
kalmaktır.
Heyhât..!
Günlük televizyon haberleri, siyasî
polemikler, sporlar ve sporcular ve sırf
merak uyarma maksadıyla tertip edilmiş
yalanlar, tezvirler ve her türlü aldatmalar
ve sansasyonlar o zaif dimağları, o denlü
işgal etmiştir ki, bu Kafdağından yükü,
değil o cılız varlıklar “benim diyen” her
babayiğit dahi rahatlıkla yüklenemeyecektir.***
“
Kimler Televizyon Seyretmeli
Sadece
gazeteciler ve televizyoncular bu
fedakârlığa katlanmalılar.
Onlar da
gündemin peşinden gitmek değil de gündem
oluşturmak, orijinali yakalamak ve orijinal
düşünmek istiyorlarsa televizyona mümkün
olduğunca az zaman ayırmalıdırlar.
Televizyon Bağımlısı veya Televizyon
Özürlüler İçin
Özel
kitap Listesi
Bir mümin,
(Risale-i nurun ve Pırlanta serisinin bitmiş
olduğunu farzediyoruz.) aşağıdaki kitapları
bir defa bitirmeden televizyonun başına
geçebiliyor, televizyona vakit
ayırabiliyorsa aşağıdaki sıfatlardan en az
birkaçını yakasına takmalı:
Gafil,
Vurdumduymaz, Zırcahil, Ehli dünya, Eyyamcı,
Aptal, Safdil, Zavallı…
Kur’an-ı Kerim
Hak Dini Kuran Dili
En Öndekiler
Tergib ve Terhib
Yol Haritası(İlmihal)
Hayatü’s Sahabe
Riyaz’üs-Salihin
İhya-u Ulumi’d Din
Kimya-yı Saadet
Müzekkin Nüfus
Bu kitapları
bitirdikten sonra hala televizyonla vakit
geçirebiliyorsanız iradi ve akli bir kısım
problemleriniz var demektir.
Televizyonun
çocuklara zararları ile ilgili iktibaslar:
Disiplinin en
büyük düşmanı televizyondur.
Çünkü;
1 - Çocuğa
örnek davranışın ne olduğu hakkında yanlış
fikirler verir. (Örn. Susam sokağındaki
Kurabiye Canavarı gibi yemek yemenin doğal,
sosyal ve komik olduğu fikri gibi... Bu
demek değildir ki çocuk için seyretmesi
sakıncalıdır ama veli eşliğinde doğru
davranış hatırlatmasıyla eşlendirlmesi
gerekebilir).
2 - Gerçek-dışı
bir dünya kurdurur.
3 -
Duyarsızlaştırır. (Örneğin Tom ve Jerry’de
gösterildiği gibi bir başkasının kafasına
ağır bir nesne geçirse bile, bir saniye
sonra bu insanın hiç bir sey olmamışcasına,
zarar görmeksizin var olabilecegi fikri
gibi.)
4 - Çocuğun
doğal gelişimi için gerekli olan çağların
gecikmesine neden olur.
Özetle
televizyon çocuğun sosyal davranış
öğrenmesini önler ( Örn. karşılıklı
anlaşmazlık olduğu durumlarda ne sekilde
davranması gerektiği bilgisini edinemez ),
okumak, yazmak, el işi gibi yaratıcı
şeylerden uzaklaşmasını ve en önemlisi veli
ile ilişki kopukluğuna sebep verir. Çocuğun
hayatına veli gözetiminde ve eşliğinde
katılması ile girmeli, her iki aşırı uca da
kaçılmaması gerekir.
Tv'nin
zararları çok fazla olmakla birlikte,
bazılarını sıralayalım:
1- Şiddet
görüntüleriyle şiddet uygulamaya meyelan
hasıl etme,
2- Gayri ahlâkî görüntülerin çocuğa ve
aileye menfî tesirleri,
3- Seviyesiz eğlence kültürünün
özendirilmesi,
4- Oluşturulan modellerdeki kişiler arası
münasebetlerin sığ ve menfaat kaynaklı
olması,
5- Kültürel değerlerin yozlaştırılması ve
başka kültürlerin özendirilmesi,
6- Aile fertlerinin birbirleriyle olan
münasebetini azaltması ve yalnızlığa sebep
olması,
7- Mühim hâdiselere karşı sistemli bir
hissizleşme,
8- Korku kültürünün yaygınlaştırılması ve
bundan menfaat elde etme,
9- İnsanları çaresizliğe ve karamsarlığa
iten konuların reyting malzemesi yapılması,
10- Çalışarak kazanma yerine, ‘Çalışmadan
köşeyi dön!’ anlayışının yerleştirilmesi,
11- Tüketim ve kazanç uğruna her türlü
değerin çiğnenmesi,
12- İnsanlara yalancı cennetler
oluşturularak, gerçeklerden koparılması.
Amerika
Birleşik Devletleri’nde yapılan bir
çalışmada (1989), çocukların uyku dışındaki
zamanının çoğunu diğer aktiviteler yerine TV
izleyerek geçirdiklerini bildirilmiştir. TV
ile ilgili Nielson raporuna göre, 2-5
yaşındaki çocuklar haftada yaklaşık 27 saat,
6-11 yaşındaki çocuklar haftada yaklaşık 23
saatten daha fazla, 12-17 yaşındaki çocuklar
ise yaklaşık 23 saat TV izlemektedir. Bu
çocukların 70 yaşına ulaştıklarında toplam
yaşamlarının 7 yılını TV izlemekle geçirmiş
olacakları bildirilmektedir. Böylece TV,
çocukların yaşamında oldukça etkili bir güç
olarak ortaya çıkmaktadır.
Yine yapılan çalışmalar, çocuk
üzerinde zihinsel, duygusal ve sosyal etkiye
sahip olan TV’nin çocuğa denetimli olarak
izletilmesinin olumlu, gelişigüzel
izletilmesinin ise olumsuz etkisi olduğunu
bildirmektedir. Ailelerin TV konusundaki
denetimlerinin yetersiz olduğu durumlarda,
TV çocukların inanç, fikir ve davranışlarını
kolaylıkla etkileyebilmektedir.
Bu nedenle TV kullanımında
yetişkinlerin gerekli denetim ve
düzenlemeler yapmaları, bu konuda bazı
kurallar koyarak çocuğun bu kurallara
uymasını sağlamaları da dikkat edilmesi
gereken bir durumdur. Ana-babaların TV yi
çocuğun bütün gününü başında geçireceği bir
araç olarak değil, sadece günlük yaşamda
karşılaşabileceklerinden çok daha çeşitli
konularla ilgili bilgi ve izlenimler
edinmesine yardımcı olacak bir araç olarak
görmeleri sağlanmalıdır. Özellikle farklı
roller ve ortamlarda pek çok ailelerle
etkileşim halinde bulunan hemşirelerin
TV’nin çocuk üzerindeki olumsuz etkileri
azaltılabilir
Amerikan Pediatri Akademisine
İletişim Komitesi,TV’nin çocuk üzerindeki
olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla bazı
önerilerde bulunmuştur.
Bu önerilerden bazıları;
* Ebeveynlere TV nin etkileri konusunda
eğitim vermeye çaba gösterilmeli, çocuklara
eleştirel TV izleme becerisi kazandırılmalı,
* Ebeveynler çocuklarının TV izlemesini
günde 1-2 saatle sınırlandırılmalı,
* Ebeveynlere TV nin yerine geçebilecek
okuma, spor veya eğitici hobiler gibi
uğraşlar bulmaları öğütlenmeli,
* Ebeveynler çocuklarının seyredeceği
programların seçimine katılmalı,
* Ebeveynler çocukların izlediklerini
yorumlamalarına yardım etmek amacıyla
onlarla birlikte TV izlemeli,
* TV nin çocuklar üzerindeki etkilerini
içeren daha fazla araştırma desteklenmeli ve
çocuklar için diğer gruplarla işbirliği
yapılmalıdır.
Derleyen:
Handan Boykan
Kaynak:
Etkili Velilik Programı
Televizyonun
zararları ile ilgili başka bir Türkçe site
veya kaynak bulunamamıştır. |