<% dim say if Session("say") ="" then %> <% else end if %>

Bu serideki tüm iktibaslar Yeni Ümit dergisinden özetlenmiş ve dip notları ayıklanmıştır. Biyografilerin tamamını veya metinlerin dipnotlarını merak edenler http://www.yeniumit.com.tr ’ye bakabilir.

LEYS B. SA'D

MUHAMMED b. HASAN EŞ-ŞEYBÂNÎ

ALKAME B. KAYS EN-NEHAİ

Tabiin Büyükleri…

LEYS B. SA'D

Mısır diyarının fakîhi olarak bilinen İmam'ın ismi Leys, babasının ismi Sa'd'dır. Ebu'l-Hris künyesi ile meşhur olan Leys, hicri 93 veya 94 tarihinde aşağı Mısır tarafında Kalkaşend isimli bir kasabada dünyaya geldiği bilinmektedir  

Leys, tebe-i tbiînden sayılmaktadır. Daha küçük denecek yaşta ilmini ikml eden Leys, Mısır ehlinin fakîhi, muhaddisi ve reisi olarak tanınır ve onun varlığıyla bütün memleketler iftihar ederlerdi. O kadar ki, Mısır idarecileri, kadıları ve nazırları onun emri altında bulunur, onun görüşüne müracaat eder ve onunla istişarede bulunurlardı.

Hatta Mansur, Leys b. Sa'd'ı vali ve emir tayin etmek istemiş fakat İmam bunu kabul etmemişti.

Leys b. Sad, bid'at ve ehl-i bid'ata karşı son derece uzak duran bir insandı. Çünkü zamanında bid'atçılar çok yaygındı. Onları kabul etmez ve onlarla asla münakaşa etmezdi. Şartlanmış olan insanlarla münakaşa etmenin vakit zyiinden başka bir işe yaramadığını bilirdi.

Öğrenmesi gereken şeyleri öğrenmiş ve Öğrendiğiyle yaşamasını bilmiş, bu yönüyle de bütün insanların dikkati çeken İmam'dan istifade edilme zamanı artık gelmişti. Herkes onun kapısına koşuyor. Ondan ilim, ahlk ve faziletin yanısıra hadîs öğrenmeye çalışıyorlardı. Yüzlerce insanın yetişmesine ve dine hizmet etmesine vesile olmuştur.  

Cami'u Kermti'l-Evliya sahibi bu yönüyle Leys'in sahabe ve tabiînden sonra dine en büyük hizmeti yapanlardan biri olduğunu söylemektedir.

İnsanları ikna kabiliyeti yüksek olan Leys, herhangi bir mevzûyu anlatınca onu kabul ettirirdi. Zamanında Mısır'lılar Hz. Osman'ın noksaniyetine kanaat getirerek hakkında ileri geri konuşurlardı. Fakat Leys b. Sa'd, Hz. Osman'ın fazileti hakkında onları ikna etti ve bu tutumlarından onları vazgeçirdi. Humus'lular da Hz. Ali hakkında aynı şeyi yapıyorlardı. Onları da Osman b. Ayyaş ikna ederek vaz geçirmiştir.

Leys b. Sa'd çok zengin ve mal varlığı olan bir insandı. Zenginliğinin yanında cömertliği de dillere destandı. Muhammed b. Rumeh anlatıyor. Leys b. Sa'd her sene seksenbin dinar para kazanır ve bir sene içiresinde üzerinde zekt farz olacak kadar mal durmazdı. Leys'in oğlu Şuayb da babasından naklen senede 20-50 bin dinar para kazandığını ve sene sonuna yine borçlu çıktığını nakletmiştir.

Yalnız başına akşam ve sabah dahil olmak üzere yemek yediğini gören yoktur. Abdullah b. Salih diyor ki, yirmi yıl İmam Leys'le arkadaşlık yaptım onu akşam ve sabah yalnız yemek yerken görmedim.
Cömertliği ile alakalı vakaları nakletmeden önce Onu veciz bir şekilde tanıtan İbn-i Hibban'ın şu sözünü nakletmek istiyorum: İmam Leys büyük bir fakih Allah korkusundan ötürü O'nun yasaklarına el uzatmayan, takva sahibi, fazilette, ilimde, şecaatte ve cömertlikte dünyada İmamlardan biriydi.


Ebu Salih, Leys'den naklediyor: Leys diyor ki "Halife Harun Reşîd'in yanına gittim bana 'memleketinizin insanları ne haldedir' diye sordu. Ben 'Nil nehrinin hali gibidir. Nil nehrinin durumu onun kaynağına bağlıdır. Eğer kaynağı saf ve duru olursa Nil nehri de duru olur.' dedim. Harun 'doğru söyledin' diye cevap verdi.

Harun Reşid hanımı Zübeyde ile yaptığı bir münakaşada hanımına "Ben cennet ehlinden olmazsam sen boşsun" dedi. Sonra pişman oldular. Harun Reşîd bütün fakîhleri toplayarak kendisine bir yol bulmalarını istedi. limler tatmin edici bir fetva veremediler. Leys b. Sa'd çağrıldı ve ondan fetva istendi. Leys halifeye bir Kur'n-ı Kerim getirildi, Sûre-i Rahmn'a kadar Kur'n'ı çevirmesini söyledi.  

Bu arada Emirin Allah'tan korkup korkmadığını sordu. Harun Allah'tan korktuğuna yemin etti. Leys Sûre-i Rahman'ı okumasını söyledi. 46. ayeti olan "Rabbi'nin makamından (insanların hesap vermek üzere durdukları yerden) korkan kimseye iki Cennet var" yeti gelince Leys, Halifeye "dur!" dedi.  

Halife durunca "İşte yemininde hnis olmadığın bu yetle tebeyyün etti" diyerek halifeyi ikna edici fetvayı vermiş oldu.

İhtiyaçlı olduğunu bildiği herkese ihtiyacını görecek miktarda para dağıtmayı det edinmişti. Bir defasında İbn-i Lehîa, İmam Mlik ve Mansur'a biner dinar para vermişti. Bir kadın Leys'e gelerek çocuğunun hastalığından ötürü bal istemiş, O da kadına yüz yirmi rıtıl yani elli bir kilogram bal vermişti. Yanında bulunanlar kadın az bir bal istediği halde neden bu kadar bal verdiniz diye sorunca,

İmam "O kendine göre istedi ben de bana yakışanı verdim" diye cevap verdi.  

Oğlu Şuayb diyor ki babamla hacca için çıktığımızda Medine'ye gelmiştik, İmam Mlik bir tabak yaş hurma gönderdi. Babam tabağa bin dinar koyarak geri gönderdi.  

Mescitlere adam gönderir, ihtiyaçlı olanları tespit ettirir ve onların ihtiyaçlarını giderirdi. Mısır'ın vaizlerinden Mansur'un güzel vaaz ettiğini işitince onu çağırıp, kendisine de vaaz etmesini istedi. Mansur konuşunca o çok ağladı ve Mansur'a bin dinar çıkarıp verdi ve şöyle dedi: "Güzel konuştun lemlerin Rabb'ini böyle meth ettikten sonra mhlukatından hiç kimseyi meth etme, sultanların kapısında durma, her sene bin dinar ben sana vereceğim" diyerek Mansur'a ihsanda bulundu.  

İbn-i Lehîa'nın evinin yandığını duyunca ona bin dinar gönderdi. Oğlu Şuayb da babası kadar cömertdi. Mansur'a babası bin dinar verdiği zaman oğlum duymasın diye tembih etmişti. Sebebini sordular "onu azımsar" dedi. Oğlu 99 dinar verdi, o da babamın verdiğinden fazla olmaması için 1 dinar az tasadduk ettim diye söyledi.

Yahya b. Bükeyr'den Saîd b. Meryem demiştir ki, Leys b. Sa'd, hicri 175 yılının şaban ayının 15. cuma günü Mısır'da vefat etmiştir. Halid b. Abdüsselm es-Sadefî diyor ki, ben Leys b. Sa'd'ın cenazesinde hazır bulundum. Ben öylesine kalabalık bir cenaze daha görmedim. İnsanların hepsi mahzundular, birbirlerini taziye ediyorlardı ve herkes ağlıyordu. Ben babama "bu insanların hepsi cenaze sahibi mi?" sordum da babam bana "oğlum sen artık bunun gibisini ebediyyen bir daha göremezsin" dedi.

MUHAMMED b. HASAN EŞ-ŞEYBÂNÎ

(İmam Muhammed)

Ebu Hanife (r.a)'nın talebesi Muhammed b. Hasan eş-Şeybani'yi tanıtmaya çalışacağım. Bu zatı anlatmaya çalışırken bu döneme dikkat çekmemizin sebebi, 1300 seneye yaklaşan bir zamandan beri ümmetin büyük bir çoğunluğunun, içtihadıyla amel ettiği büyük İmam Ebu Hanife'nin fıkhını yazılı hale getirmesinin yanında İmam Şafii gibi kadri yüce bir zatı yetiştirmiş olmasından ötürüdür. Hanefi mezhebinden başka her üç mezhebin tedvininde de büyük emeği geçmiş olan İmam Muhammedi insanlık kıyamete kadar minnetle yâd edecektir.

İmam Azam'dan ders almaya başlaması şöyle olmuştur: Kendisi çok zeki, meziyet sahibi güzel yüzlü, güzel ahlaklı, bedenen şişman, ruhen hafif, sıhhatli ve kuvvetli bir gençti. Sabavet dönemi yani çocukluk dönemi geçince Kur'ân-ı Kerim öğrenmiş, Ondan bir kısım yerler de ezberlemişti.  

İmam Muhammed 14 yaşına gelince babası elinden tutarak bir mesele sormak üzere İmam Ebu Hanife'nin meclisine iştirak etmişti. Ebu Hanife'ye şu soruyu sormuştu: "Yatsı namazını kılan bir oğlan çocuğunun o gece ihtilâm olmasıyla yatsı namazını iade etmesi lazım gelir mi?".  

İmam Azam bu soruya "Evet, iade etmesi lazımdır" cevabını vermiş, Muhammed b. Hasan da mescit’in bir köşesine çekilerek yatsı namazını iade etmişti. İmam Muhammed'in, Ebu Hanife'den ilk öğrendiği mesele budur.  

Ebu Hanife O'nun namaz kıldığını görünce haline taaccup etmiş ve "Bu çocuk inşaallah kurtuluşa erer" buyurmuştur. İçinde fıkha karşı derin bir muhabbet duyan Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife'nin ilim meclisine devam etmeye başlayınca Ebu Hanife kendisine şöyle demişti: "Evvela Kur'ân-ı ezberlemekle O'nu kendine arka yap, Ebu Hanife tarikiyle fıkıh öğrenmek isteyen kimseye Kur'ân-ı Kerim'in çok iyi bilinmesi şiddetli bir ihtiyaçtır..."  

Bunun üzerine Muhammed b. Hasan yedi gün kadar ortadan kayboldu ve yedi gün sonra babası ile beraber Ebu Hanife'ye gelerek Kur'ân-ı Kerim'i ezberlediğini söyledi. Bu arada Ebu Hanife'den bir mesele daha sordu.  

Ebu Hanife bu meseleyi başkasından duyarak mı, yoksa kendisinden mi sorduğunu öğrenmek istedi. 0 da "kendimden sordum" cevabını verince İmam-ı Azam, Onu ders halkasına kabul ederek fiilen O'nu talebesi yapmış oldu. 

İmam-ı Azam'ın meclisine dört sene devam etti ve mecliste sorulan soruları ve cevaplarını devamlı olarak yazardı. Bu arada Ebu Hanife'nin vefatı vuku bulunca O'nun talebelerinden Ebu Yusuf'tan Hanefi fıkhını ikmâl etti.

İmam Muhammed, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'un dışında, Kûfe, Basra, Medine, Mekke, Şam ve Irak beldelerinde bulunan büyük meşayihten de ilim tahsil etti, fıkıh öğrendi ve hadis dinledi.  

İmam Mâlik'le karşılaşması şöyle olmuştur. Mucaşa b. Yusuf naklediyor: Ben Medine-i Münevvere'de İmam Malik'in yanında idim. O, insanlara fetva veriyordu. Bu arada Ebu Hanife'nin talebesi Muhammed b. Hasan içeriye girdi. Henüz O, küçüktü. Şu soruyu sordu İ. Malike:
—Ya İmam, mescitten başka yerde su bulamayan cünüp hakkında ne dersin?  

İmam Malik, "Cünüb olan adam mescide giremez." Bunun üzerine Muhammed, "Namaz vakti olunca ne yapacak, mescitte suyu görüyor". Yine İ. Malik "Cünüp mescide giremez" dedi. Birkaç defa tekrar edince İmam Malik O'na:
—Sen söyle bakalım ne yapması lazım. İmam Muhammed:
—Cünüp olan adam teyemmüm eder, mescide girer suyu çıkarır ve yıkanır. Bunun üzerine İmam Malik bu gencin kim olduğunu sorup, Ebu Hanife'nin talebesi Muhammed eş-Şeybani olduğunu öğrenmiştir. 

Talebeleri arasında İmam Şafii'yi de zikretmiştik. Şafii, Muhammed b. Hasan'dan ilim aldı, O'nun kitaplarını okudu, O'ndan nakilde bulundu ve nakillerini kaydetti. Kendisi şöyle demiştir: "Muhammed b. Hasan'dan bir deve yükü ilim aldım. Bunların hepsi de bizzat O'ndan duyduklarımdandır". İmam Muhammed'i çok sever, çok sayar ve ilmini çok överdi.  

Onun hakkında şöyle derdi: İncelenmesi gereken bir mesele sorulduğu zaman yüzünü memnuniyetsizlikten dolayı buruşturmayan tek insan ben Muhammed b.Hasan'ı gördüm. İmam Şafii aynı zamanda kendisinden hadis de rivayet etmiştir ve hadiste O'nun hüccet olduğunu kabul etmiştir.

İmam Şafii şöyle diyor: Allah bana iki insanla yardımda bulunmuştur. Bunlardan birisi hadis ilminde Sufyan b. Uyeyne, diğeri fıkıhta İmam Muhammed b. Hasan'dır. Şafii, İmam Muhammed'le ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: İmam Muhammed bir odada oturmuş ve insanlar da başına toplanmış onlarla sohbet ediyordu. Yüzüne baktım insanların en güzeliydi. Alnı sedef gibi parlıyordu. İnsanların en güzel giyinenlerindendi. İhtilaflı bir meseleden sordum ve zaafa düşmesini de arzu ettim. Fakat ok gibi meselenin üzerinden geçti ve böylece mezhebini de kuvvetlendirdi.

İmam Şafii Hazretleri şiilikle itham edilmiş ve Halife Harun Raşid tarafından 9 şii ile beraber Kûfe'ye getirilmişti. Bu dokuz şiinin öldürülmesinden sonra sıra İmam Şafii'ye gelmişti. Şafii kendisini müdafaa etmiş ve bu arada müdafaasına delil olarak da "İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani bunu bilir" demişti. Halife İmam Muhammed'e Şafii hakkında sorunca O da şu cevabı vermiştir:
"Şafii, ilmi çok, bilgiden nasibini almış bir zattır. O'na isnad olunan bu işle O'nun bir ilgisi yoktur. O, öyle adam değil", deyince Harun Raşid:-Öyle ise, O'nu yanına al, bakalım, düşünelim dedi ve bu sayede İmam Şafii de kurtulmuş oldu.  

Sonra İmam Şafii İmam Muhammed'ten ders almış ve Kufe fıkhını kendisinden öğrenmiştir. Muhammed b. Hasan'ın fesahat ve belagatı zirvede idi. İmam Şafii diyor ki, Muhammed b. Hasan konuştuğu zaman Kur'ân onun lugatıyla iniyor zannedersin, aynı zamanda O, hem kalbi hem de gözü dolduruyor.  

Derse başladığı sırada İmam Azam'ın kendisine olan öğüdünü evvela 7 günde Kur'ân-ı Kerimi ezberlemekle tutan Muhammed b. Hasan, derinlemesine Kur'ân'ın mânâsı üzerinde durmuş ve ona ciddi bir şekilde nüfuz etmiştir. Ebu Ubeyd Kasım b. Sellâm: "Allah'ın Kitabını Muhammed b. Hasan'dan daha iyi bilen görmedim" demiştir.

Muhammed b. Semaa diyor ki, İsa b. Ebban bizimle beraber namaz kılıyordu. Ben O’nu Muhammed b. Hasan'a davet ediyordum. O da "Onlar hadise muhalefet eden insanlar" diyor ve gelmiyordu. İsa b. Ebban hadis hıfzı güzel olan bir muhaddisti. Nihayet bir gün sabah namazını beraber kıldık ve o gün İmam Muhammed'in ders meclisi vardı. Namazdan sonra oturduk. İmam Muhammed dersi bitirdikten sonra ben O'na İsa b. Ebban'i yaklaştırıp şöyle dedim: "Kardeşin oğlu Ebban b. Sadaka, zekâsı olan, hadis ilmini iyi bilen ve kitabeti olan bir zattır. Ben kendisini size getirmek üzere davet edince, sizin hadise muhalefet ettiğini söyledi".  

Bunun üzerine O'nu tuttu ve "Oğulcağızım bizde hangi hadise karşı muhalefet gördün. Bizzat bizden duymadığın meseleden ötürü aleyhimizde şahadette bulunma" dedi.

İsa b. Ebban o gün İmama hadisin yirmi beş babından sordu, İmam Muhammed hem ona cevap veriyor hem hadiste olan mensuhtan haber veriyor ona aid şevahid ve delail getiriyordu. İmamın yanından ayrıldıktan sonra bana dedi ki, "benimle nur arasında olan perde kalktı ve ben zannettim ki, Allah Taala mülkünde bu adam gibilerini insanlara muzahir olsunlar diye yaratmıştır". Sonra İmam Muhammed'den artık ayrılmadı ve büyük bir fakih oldu.

Gerçekten de İmam Muhammed son derece vakarlı, insanlardan müstağni ve dünyaya asla değer vermeyen biriydi. Babasından kendisine büyük servet kalmış fakat o hepsini ilim yolunda harcamıştır. 

Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam diyor ki, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani ile beraber otururken Halife Harun Reşit geldi. Herkes ayağa kalktı fakat İmam Muhammed kalkmadı. Biraz sonra huzura çağrılınca herkes korkmaya başladı. 

Ama tam aksine İmam Muhammed halifenin huzurundan yine vakarlı ve heybetli bir şekilde çıktı. Kendisine neticenin ne olduğunu sorduk, bize şöyle dedi, Halife niçin ayağa kalkmadığımı sordu. Ben de kendisine şöyle dedim: Siz beni ilmiye sınıfına koydunuz. Ben de sınıfımı muhafaza etmek istedim. Hademe sınıfına geçmek istemedim. Çünkü hademe sınıfı ilmiye sınıfının haricindedir. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Kim (kibrinden dolayı) insanları karşısında ayakta tutmasını severse ateşte oturacağı yeri hazırlasın"  

İmam Muhammed'in ibadet u taata düşkünlüğü de O'nun bilinen meziyetlerinden birisidir. Çok ibadet yapar, Kur'ân-ı Kerim'i sonuna kadar okur ve hatim yapardı, geceyi üçe böler, birisinde istirahat, birisinde ibadet ve birisinde de ilim tahsil etmekle meşgul olurdu. Hatta çok çalışmak ve ibadet etmekten vakit bulamazdı ki, elbisesini değiştirsin.

Geceleri çok uyanık kalır ve gözüne uyku girmezdi. Kendisine uyumayışının sebebi sorulunca, “Ben nasıl uyuyayım ki, müslümanların gözü bana itimaden uyuyor ve diyorlar ki, bizim başımıza bir iş gelse Muhammed b. Hasan bizim işimizi halleder ve ıstırabımızı defeder. Ben de uyursam din tahrip edilir.”

İlim ve ibadete düşkünlüğünden ailesinin dünyevi ihtiyaçlarını bile göremez durumda idi. Hatta ailesine şöyle derdi: "Dünya ihtiyaçları için benden bir şey istemeyiniz. Zira kalbimi meşgul eder. İhtiyaç duyduğunuz şeyleri vekilimden alınız, onun işi benden az, kalbi ise daha az meşgul". 

İmam Muhammed sabrı, adaleti ve cömertliği ile de devrinin imamları arasında temayüz etmiş bir zattı. Hatta talebelerine ders okutmadaki sabrı ile onlara infak hususunda Hocası İmam Azam'dan başka kimse O'nun gibi değildi.  

Bir defa talebesi Muhammed b. İdris eş-Şafii, kendisine bir soru sormuştu. İmam Muhammed'in verdiği cevabı memnuniyetle karşılayarak kaydetmişti. Bunun üzerine İmam Muhammed talebesi Şafii'ye 100 dirhem para hediye etmiş ve şöyle demişti: "Eğer ilimden nasibini almak istersen ilim meclisine devam et ve hizmetimizden ayrılma".

İmam Şafii hazretleri bir iki kere iflas etmiş ve İmam Muhammed bir defasında topladığı 100 bin dirhemi, bir defasında 70 bin dirhemi O'na vermiştir. 

İmam Şafii hazretleri, İmam Muhammed için de şöyle derdi: "Eğer İmam Muhammed bize aklı miktarı konuşsaydı, biz Onun sözünü anlamazdık. Ancak O, bize bizim aklımız kadar konuşurdu. ".


Abdullah b. Muhammed b. Selam'dan rivayet edilmiştir ki, o rüyasında görmüş ki, gökyüzünde bulunan iki ay yeryüzüne düşüyor. Bu rüyanın üzerinden iki ay geçmeden İmam Muhammed b. Hasan ile Kisâi vefat ettiler.  

Kisâi ile İmam'ın vefatı aynı gündedir ve hâdise şöyle cereyan etmiştir.  

İmam Muhammed ile Kisâi'yi yanıma alarak Horasan'ın Rey şehrine gitmek üzere Halife Harun-i Reşid sefere çıkmış. Halifeler sefere çıkacakları zaman kendilerine rehberlik etmelerini arzu ettikleri büyük alimlerden bir-iki kişi yanlarına alır ve onların fikirlerinden istifade ederlerdi. Rey şehrine vardıktan sonra bu iki zât da orada vefat etmiştir.  

Halife bundan çok üzülmüş ve "Fıkıh ile lugati Rey'de defnettim" dedikten sonra "Bu ne kötü menzilmiş ki, buraya geldiğim zaman yanımda fıkıh ve lugat vardı, ayrılıyorum yanımda hiçbiri yok" sözleriyle de üzüntüsünü dile getirmiştir.  

Hişam b. Abdullah'tan: Vefat etmek üzere evinde bulunan İmam Muhammed'e ölüm anı gelince ağlamaya başladı. O öyle diyor: Allah Taala beni huzurunda tutup da bana dese ki, “Ey Muhammed seni bu Rey şehrine getiren nedir? Benim yolumda cihad etmek üzere mi geldin, yoksa benim rızamı kazanmak üzere mi? O zaman ben ne cevap vereceğim” diyerek ağlamaya devam etti.  

Zaten Allah korkusundan ötürü çok ağlayan salih insanlardan birisi olduğunu İbnu'l Esir kaydetmektedir.

İbn-i Ebi Recâ babasının İmam Muhammed'i rüyasında gördüğünü şöyle naklediyor: Babası kendisine sormuş: "Rabbin sana nasıl muamele etti? O da şöyle cevap vermiş: Allah Taala beni mağfiret etti. Ben neden ötürü dediğimde bana şöyle denildi: Sana bu ilmi ancak seni mağfiret edelim diye verdik." (Ali Hayran) 

Alkame B. Kays En-Nehâî


Alkame ibn Kays, tefsir, kırâat, fıkıh ve hadîs ilimlerinde Tabiîn'in önde gelen isimlerindendir. Künyesi Ebû Şibl'dir. Alkame ibn Kays, muhadramlardandır; yani Peygamber Efendimiz hayatta iken Müslüman olmuş, fakat O'nu görememiştir.

Alkame ibn Kays, içinden bir çok âlim çıkaran Yemen'in Nehâ ailesindendir. Tâbiînin ilim, zühd ve takvasıyla önde gelen isimlerinden Esved ibn Yezid en-Nehâî onun amcası, İbrahim en-Nehâî de halasının oğludur.

İlmî otoritesiyle yaşadığı dönemde bile şöhret bulmuş Alkame ibn Kays, rivâyetlerine müracaat edilen müstesna bir âlimdir. Ashabı Kirâm'dan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Âişe, Abdullah ibn Mes'ud, Hüzeyfetü'l-Yemâni, Selmân-ı Fârisî, Hâlid ibn Velid, Ebu'd-Derdâ ve Amr ibn Şurahbîl (radiyallahü anhüm ecmaîn) gibi pek çok sahabe ile görüşmüş ve onlardan ilim alıp hadîs rivâyetlerinde bulunmuştur. Hz. Ali ile Nihavend'de Hariciler'e karşı elinde kılıcı ile bizzat savaşmıştır. Horasan fetihlerine de katılan Alkame, Merv'de iki sene kalmıştır.

Muasırlarını aşan muallâ kâmetinin yanında çok da mütevâzı bir kişiliği olan Alkame ibn Kays, Ebû Hanîfe'yi yetiştirecek Kûfe mektebinin kurucusudur. Kûfe'de yetişen bütün Tabiîn imamları.. ve başta da, birçok sahâbi görmüş Amr ibn Şurahbîl kendisinden rivâyette bulunur ve yanındakilere de şöyle derdi:

"Haydi, oturması-kalkması, duruşu ve davranışları ile insanların Abdullah İbn Mes'ûd'a en çok benzeyeninin yanına gidelim."

Abdullah İbn Mes'ûd için de: "Nebî'ye insanların en çok benzeyeni" denirdi.

İbn Mes'ûd da çok defa: "Çağırın Alkame'yi, bana Kur'ân okusun" derdi. Alkame gelir ve okumaya başlardı. Okur okur, nihayet okumayı bitirince İbn Mes'ûd yine: "Oku; anam babam sana feda olsun!" diyerek, devamını isterdi.

Abdurrahman ibn Hürmüz el-A'rec diyor ki:

"Alkame, yaşadığı dönemde Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel okuyanlardan biri idi. İbn-i Mes'ûd ne zaman onun okuyuşunu dinlese, kendinden geçer ve; 'Eğer Resûlüllah seni görseydi, seninle mesrûr olurdu' derdi."

Bilhassa fıkıh ilminde haklı bir itibar kazanan Alkame ibn Kays çok sayıda talebe yetiştirmiş, Ehl-i Sünnet itikadının öğretilmesi, yerleşmesi, yayılması ve daha sonraki nesillere intikalinde büyük hizmetleri olmuştur.

Zühdü ve takvası dillere destan olan büyük İmam Ebû Hanife Alkame'ye o kadar hayrandı ki: "Alkame, bazı noktalarda bazı sahâbîlerden daha ileride olabilir; yani fıkıh ve hadîste bazı sahâbîlerden daha derin, daha çok vukuf sahibi olabilir" derdi.

Nitekim Kâbus ibn Ebî Zabyan'dan nakledilen şu olay da Ebû Hanife'nin görüşünü desteklemektedir.

Babama: "Neden Rasûlullah'ın ashabını bırakıp Alkame'ye gidiyordunuz?" diye sorduğumda, babam:

"Rasûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabının, Alkame'ye sorular sorduğunu ve fetva istediklerini gördüm." cevabını verdi.

Kendisini bilmez nasipsizin birisi bir gün, Alkame'nin kapısının önünde dikilir ve ona ağzına gelen her şeyi söyler. Koca İmam, onca hakaret karşısında hiç tavrını bozmaz ve karşısındakinin hakaretleri bitince şu ayeti okur:

"Mü'min erkek ve kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet verenler, işlemedikleri bir günahtan dolayı onları karalayanlar, çok ciddî bir bühtanda bulunmuş ve apaçık bir günaha girmiş olurlar"
(Ahzâb, 33/58).

Adam: "Ne yani, sen mü'min misin?" der. Koca imamın cevabı, tam kendisine yakışır şekildedir: "Umuyorum."

Kırâat ilminde de oldukça önemli bir yere sahip olan Alkame ibn Kays, meşhur kıraat alimlerinden Yahyâ ibn Vessâb, Ubeyd ibn Nadle ve Ebû İshak es-Sebiî'nin de hocasıdır.
Hayatını şaşaa ve debdebeden uzak mütevazı bir şekilde yaşayan Alkame ibn Kays, bu dünyadan ayrılma zamanı gelip hakkın huzuruna çıkacağı anı beklediği saatlerde şöyle vasiyette bulunuyordu:

"Ben vefat ederken başımda 'Lâ ilâhe illallah' diyerek telkinde bulununuz. Vefât haberimi yaymayın ve beni hemen kabrime götürün."

Alkame, 62/681'de Yezîd b Muâviye'nin (ö. 64/683) hilafeti döneminde 90 yaşında iken Kûfe'de vefat etmiştir.

Alkame, vefat ettiğinde aile efradına miras olarak, evinden, bineğinden ve bir mushaftan başka bir şey bırakmamıştır. Onu da, hastalığında yanında kalan azatlı kölesine vasiyet etmişti.

Allah, bizleri şefaatine nail eylesin. Amin!. (Osman Bılgen)

    Anasayfa

 

<% 'say=say+1 Session("say")="2" %>