|

Sohbet-i canan veya Sohbet-i
nefs-
Hitabette İhlas
İnsan için iki tarz konuşma
mümkündür.
İnsan ya nefsini dillendirir,
Veya “sohbet-i canan”la tesmiye
edilen Allah’ı anlatır.
Peki, üçüncü bir konuşma tarzı
mümkün müdür?
İnsan “nötr” cümleler söyleyebilir
ama bunlar günlük hayatın mutadına ait belli bir
çerçeveyle sınırlıdır.
Onun dışında bir insanın tüm güne
yayılan konuşmaları, tartışmaları, yazışmaları zapt
edilse yazıya dökülse ve bu cümleler tahlil edilse
bu sözlerin
Ya Allah’a ait, Onu anlatan
(Sohbet-i Canan) cümleleri
Veya o şahsın “Ne akıllı, ne
düşünceli, ne kadar planlamacı, ne öngörülü, ne
ferasetli, ne basiretli…” bir büyük şahsiyet
olduğunu ya açık veya üstü kapalı bir biçimde
ifade eden nefsi cümleler, “Ben dedim yaptılar, Ben
söylemeseydim… Biz yaptık… Ben düzeltmeseydim… Ben
demiştim…” gibi ego altyapılı firavunane teraneler
olduğu görülecektir.
Hitabette ihlâs
Normal bir konuşmada insanın sürekli
kendini anlatması mazur görülebilir. Psikolojik bir
vaka olarak düşünülebilir. Ama bir de insanlara
Allah’ı anlatırken sözlere, konuşmalara nefsini
bulaştırmak var ki affedilir bir yanı yoktur. Bu
nedenle hitabette ihlâsı muhafaza etmek belki de en
zor iştir. (Yazmak veya hizmet için koşturmak
konuşmaya oranla daha kolaydır.)
Tevhidi dillendirirken kendi ilmini
pazarlama,
Hizmeti anlatırken hizmet
geçmişiyle, özel menkıbeleriyle “İşte bizim
zamanımızda şöyleydi…, Ben şöyle çözmüştüm…,
Eskiden…, Vaktiyle…” kendini “büyük abi” olarak
ambalajlama, kendini hizmetin banilerinden gösterme
bir bakıma Allah’ı anlatmak için toplanan o
topluluğu aldatmak, kendini Allah’a şirk koşmaktan
başka bir şey değildir.
Bu nedenle en büyük ihlas sınavı
konuşurken nefsini pazarlamamaktır.
“En büyük günah şirktir.”
Hizmet ederken yapılan işe nefsi
söylemler bulaştırma kazanlarca “Lebenen halisen”
sütten semereye bevl zifosları sıçratmaktır.
Bir kazan sütü necis etmek için bir
damla necaset kâfidir.
Peki, sonra ne olur?

Siz bir şair olsanız, güzel güzel
şiirler yazsanız fakat görseniz ki elinizdeki kalem
kendinde şuur tevehhüm ediyor ve yazdığınız şiirlere
sahip çıkıyor, bu şiirleri ben yazıyorum diye
düşünüyor ve diğer kalemlere caka satıyor. Ne
yaparsınız?
Yapacağınız iş o kalemi fırlatıp bir
kenara atmaktır.
İnsanların kalbine “hidayet” atan
Allah’tır. Hizmetin sahibi Allah’tır. Bu hidayet
mevsiminin hem bestecisi hem güftecisi hem de sahibi
Allah’tır. İnsanlar olsa olsa en fazla “memer”
olabilir. Allah’ın lütuflarını şahsına adına, egosu
namına sahiplenme sadece yapılan hizmeti baltalar.
Ve Allah, lütuflarını keser.
En büyük günah şirktir. Bugün
hidayet tevzii gibi ulvi bir vazifeyi yaparken tek
teminatımız, yegâne gücümüz Allah’ın inayetidir.
Onun bizi hidayet tevziine vesile
etmesine şükredeceğimize, teşekkür edeceğimize, şirk
etmemiz sadece Allah hukukuna değil bu kutsi
hizmetin tüm kadrosuna da en hafif tabiriyle
zulümdür. |