|

Hidayet ve
semerenin sırrı
Tüm rehberlik faaliyetlerinin amacı insanlara
Allah’ı anlatma ve kalplerine hidayeti
yerleştirmektir.
Yani hedef, insanların kalbidir.
Peki, insanların kalbine nasıl ulaşılır? Bu, bizim
elimizde midir?
Öncelikle hedef muhatabımıza bir şeyler anlatmaktır.
Onun kalbini kazanıp kazanmama bizim meselemiz
değildir. Bizim görevimiz anlatmaktır. Kalpleri açan
anahtar göklerdedir. Eğer Allah, bir insanın kalbini
İslama açmayacaksa ona değil biz, bir peygamber
irşat ve tebliğ yapsa bir şey fark etmez.
Efendimizin(sav) Müslüman olmasını en istediği
zatlardan biri kuşkusuz Ebu Talip idi. Çünkü
Efendimize(sav) çocukluğundan beri sahip çıkmış, onu
korumuş bir bakıma ona değil sadece amcalık;
babalık, annelik, dedelik yapmıştı.
Efendimizin(sav) böyle bir yakınının hidayetini ne
kadar arzu edeceğini hayal edelim. Bilmiyoruz kaç
gece veya kaç yıl onun hidayeti için gözyaşı döktü
ve dua etti. Ama Allah onun bu talebini dünyadayken
kabul buyurmadı. Onun bu talebine:
"(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin;
bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete
girecek olanları en iyi O bilir."(Kasas 56)
ayetiyle semavi cevap
geldi.
Allah’ın
rahmet sınırları bizi aşacağı için Ebu Talip
hakkında asla ümitsiz konuşamayız.
Böyle olunca demek ki “Hidayet”, “kalp kazanma”
bizimle ilgili değil Allah’ın takdiri olan bir konu.
Peki, “Hidayet”in
gerekleri nelerdir?
Hidayet her şeyden önce bir “mevsim” meselesidir.
Her insanın, her zamanın ve her asrın hidayet mevsim
ve şartları farklıdır.
Bir toplulukla hizmet ediliyorsa “hidayete çağrı
işi” cemaatle yapılan bir namaz gibi kabul
edilebilir.
Hatta bu, bir bakıma yağmur duası gibi bir şeydir.
Çünkü toplum dinsizlik, fuhuş, sahtekârlık ve
yalanla yoğrulmuşsa yapılacak iş “hidayet” yağmuru
duasıdır.
Dolayısıyla yapılacak iş ve rehberlik “acz ve fakr”
içinde Allah’a teveccüh edip ondan “hidayet” talep
etmektir.
Başta demiştik rehberliği bir toplulukla ve cemaatle
kılınan bir namaz gibi düşünmeliyiz.
“Allah’ın rahmeti topluluk üzerinedir.”
Birer birer hizmet ettiğimizde muhatabımız için
yaptığımız hidayet talebi tek kişilik kılınan bir
namaz gibiyse, diğeri cemaatle kılınan bir yağmur
namazı gibidir.
Hidayet “yağmur
duası”nın vazgeçilmez şartları
“Allah’ın rahmeti vifak ve ittifak üzerine
olanlaradır.”
Toplumun bu rezilliği ve sefaleti karşısında hizmet
edip rehberlik yapmayı “Yağmur duasına”
benzetiyoruz.
Diyelim ki 200 kişilik bir “kursumuz” var. Ve
buradaki öğrencilerimizin hakkal yakin iman peşinde
inançlı, iffetli ve doğru sözlü olmalarını
istiyoruz.
Ama kalpler Allah’ın elinde olduğu için dünyanın en
mahir rehberleri bile uğraşsa semere Allah’ın
takdiri kadar olur.
Allah’ın o kuruma lütfedeceği hidayet miktarını ve
çokluğunu belirleyecek olan kıstas, o topluluğa
rehberlik götürecek olan rehberler grubunun toplam
fiili ve kavli dua toplamıdır.
Yani bir bakıma o rehberler grubunun cemaat olarak
yaptığı tüm kavli ve fiili dua toplamı bir
=(eşitliğin) önüne yazılır. Ve Allah o toplamın
diğer yanına rahmetiyle karşılık olarak muhatap
gruba hidayet miktarını bahşeder.
UHUVVET İÇİNDE YAPILAN
HİZMET=ALLAH’IN
LUTFEDECEĞI SEMERE
=(Eşitliğin)
sonrasını belirleyen önceki toplamdır.
Şimdi siz rehberlik topluluğu olarak Allah’ın
huzuruna çıktınız ve hidayet yağmur duası
yapıyorsunuz.
Bu dua edilirken(hidayet yağmur namazı)
içinizden birileri
Gıybet ediyorsa,
Saflar arasında itişme varsa,
Rekabet ve çekememezlik söz konusuysa,
Birileri durmadan zihninde dünyevi emeller
sayıklıyorsa,
Önde namaz kıldıran imam(müdür) işini “huşu” ve
ciddiyetle yapmıyorsa,
Öğrenciye kendimizi sevdireceğiz diye “şovmenlik”
yapılıyorsa,
Yürekler toplu çarpmıyorsa,
Ve en önemlisi müdür personelini, personel müdürünü
içten ve samimi sevmiyorsa,
Veya “sevmemeyi” sevmeye çevirmesi için dua
edilmiyorsa
Nasıl bir netice beklersiniz?
Peki, bu yağmur duasının kabulünü Allah sizin
takdirinize bıraksa siz ne karar verirsiniz?
Bu sebeple eğer bir hidayet yağmur namazı
kıldığımızı kabul ediyorsak bunun toplu uhuvvet ve
kardeşliğimize gelecek bir “armağan” olduğunu
aklımızdan çıkarmamalıyız.
Kalpleri elinde bulunduran Allah, en rehberlik
bilmeyen,(usul ayrı konu) ama samimi olarak gayret
edenlere en büyük semereyi lütfedebilir.

Dolayısıyla karşımızdakine bir şey anlatırken
kendimizi elindeki telefon ahizesine seslenen,
muhatabı da ahizenin diğer yanında konuşulanları
telefonla dinleyen olarak düşünmeliyiz.
Ama bu telefonun kablosu gökleri dolaşıp geliyor ve
santrali göklerde.
Yani biz ne anlatırsak anlatalım bunun muhatabımızın
kalbini fethetmesi için sesimizin gökten onay
alması, oradan sesimize geçiş izni verilmesi
gerekir.
Değilse bir sağırla konuşuyor gibi oluruz. Kendimizi
parçalarız ama “ihlâssızızdır” o nedenle de sesimizi
öğrenciye işittiremez, bilakis komik oluruz.
Ayrıca semere ve netice bizi ilgilendirmemeli. Kimi
ihlasla atılan tohumlar vardır ki 5- 10 yıl sonra
semere verir.
Her öğrencinin hidayet
mevsimi farklıdır.
Allah,
insana ehadiyetle tecelli ettiğinden muhataplarımız
aynı tür çiçeğin tohumu değildir.Yani ne hepsi lale
ne de kepsi papatyadır.
“İnsanın her biri diğer varlık ve nev’lerin biri
gibidir.”
Özetle her öğrenci
semere verme mevsimi farklı ayrı cins bir çiçektir.
Allah, ihlâsla hizmete muvaffak eylesin!
Allah, hepimizi beraber olarak ihlasla hizmete
muvaffak eylesin!
|