|

"Ey dîde nedir uyku, gel uyan gecelerde;
Kevkeblerin et seyrini, seyran gecelerde.
Bak hey''et-i âlemde bu hikmetleri seyret;
Bul Sâni''ini ol âna mihman gecelerde.
Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gafil,
Ko gafleti dildârdan utan gecelerde.
Az ye, az uyu, hayrete var, fâni ol andan
Bul bekâ ol âna mihman gecelerde."
100 kişi teheccüd kılsa ne olur?
Allah’la irtibat ve farklı bir teheccüd
Rahmet kesilir. Kuraklık başlar ve sizler yağmur duasına çıkarsınız.
Kıra çıkarsınız, bir tepeye yönelirsiniz, bir dağın zirvesine varıp ellerinizi Allah’a kaldırıp gözyaşlarıyla dünyevi hayatınızı ilgilendiren yağmurların gelmesi için dua dua yalvarırsınız.
Allah’a ait dünya gemisini korsanlar işgal etmiş.
Tüm güverteler kan içinde, kamaralar zulüm zulüm inliyor.
Ve siz telaşsızca, sakin bir psikoloji içinde mümin olarak atıldığınız izbede haz avcılığı yapıyor; ama mutad ibadetinizi de ihmal etmiyorsunuz.
Biraz suçluluk duyuyorsanız o zaman gece teheccüde kalkıyor, uyurgezer bir halet içinde teheccüdünüzü kılıyor ve vazifesini yapmış, çetelesini işaretlemiş bir Fatih edasıyla yatağınıza dönüyorsunuz. (Bu tür teheccüdün de başımızın üstünde yeri var.) Ama…
Teheccüd, bir yalnızlık arayışıdır. Herkes kaybolur. Sesler silinir.
Bir “siz ve O” baş başa kalırsınız.
Mezara konulmuşçasına Sahibinizden yardım talebinde bulunursunuz.
İşte size Allah dostlarından ‘iktibas’ bir teheccüd örneği:
Ben kılabilseydim böyle bir teheccüdü 1 yıllık şekli teheccüde tercih ederdim.
Zaman: 24.00 sonrası ta fecre kadar.
“Evet, sanki bu tembihle Allah, Resûlü''nün şahsında bize: "Siz gündüz şununla bununla meşguliyet içinde gafilane yaşıyor, kendi iç derinliklerinize yönelemiyor ve ötelerle irtibat kuramıyorsunuz; kuramazsınız da; zira bu hususta esas olan gecelerdir. Yani hiç kimsenin olmadığı bir zemin ve zamanda, insanın Allah''a yönelerek hicranla yanıp yakılacağı ve seccadesine baş koyup, gözyaşı dökeceği bereketli zaman dilimi gecelerdir. Bir O, bir de siz; içinizi dökerken sadece O bilecek ve siz de O''nun bilip görmesine göre bir tavır alacaksınız.”
“Kur''ân gece kalkışının hikmeti adına, şu değerlendirmeyi de yapar: "Şüphesiz gece kıyamı, daha tesirli ve sağlam bir kıraat adına da daha elverişlidir."[73/6] Evet, geceler o büyülü enginlikleriyle, insanın ayağını yere sağlam basması, dediğini duyması, yaşadığını hissetmesi adına önemli bir ortam ve gönüllerin Allah''a (celle celâluhu) açılacağı birer halvet koyu gibidirler.” (F.Gulen.org)
Uyku: Uyumamış olmak çok da önemli değil. Teheccüd öncesi uyumanın dünya pisliğinden zihnin sıyrılması ve bir uyanma cehdi içermesi eğer asıl ise siz bunu evden ayrılma zorluğu ve ona yönelmeyle gayretiyle zaten yapıyorsunuz.
Mekân:
Teheccüd, kapalı yerde kılınmaz.
Bir camide yalnız,
Bir cami bahçesinde çimenlerin üstünde,
Bir türbe gölgesinde veya
Kutsi bir mezarlık yanı.
“Ruhuma, o insanlar hiç ölmemiş de mezarlarında dipdiri ve bizi gözlüyor gibi geliyor. Vicdanlarımız sanki onların diri olduğuna dair bir şeyler fısıldıyor kulaklarımıza, kalplerimize, ruhlarımıza.”(F.Gulen.org)
Bu sayılan mekânlar, Allah’ın manevi rahmet yağmurunun kesilmediği yerlerdir.
(Allah, bayanlara kendi evlerinde aynı atmosferi lütfedecektir.)
Ve en güzel dua bu manevi yağmur altında yapılandır. Hele bir de şansınıza maddi yağmur da yağıyorsa, iliklerinize kadar ıslanmışsanız; bu eşsiz bir dua atmosferidir ki şükür secdesi bile gerekir.
Veya karların üstüne seccade serip, kar yağışı altında namaz kılmak, o beyaz tanelerin ardına elleri uzatıp göklere yakarmak…
Gözyaşlarınızla yanaklarınıza inen karları eritmek… Bu ‘huzur’un yanında cennet nedir ki?
Bir dağ başı, bir ormanlık alan veya bir yeşil arsa bile fazlasıyla yeterlidir.
Bu mekânlarda korkuya gelince… Siz Allah’a teveccüh için bir mekâna yöneliyorsunuz size kim dokunabilir ki?
Kaldı ki bir öldüren bile çıksa şehit olursunuz.
Ayrıca aşamadığınız korkularınız, sizin kabir sigortanız olacaktır.
"Rabbimiz gecenin son üçte birlik diliminde, her gece, dünya semasına nüzul eder ve der ki: ‘Yok mu bana dua eden, duasını kabul edeyim; yok mu benden isteyen, istediğini vereyim; yok mu bağışlanmasını talep eden, mağfiret edeyim.’" Buhari,Teheccüd,14
Şekil:
Önce tadil-i erkânla 2 -fazlası size kalmış- rekât sesli namaz. Bilebildiğiniz en uzun surelerle veya bildiğiniz tüm sureleri besmele aralığında arka arkaya okuyarak.
Sonra etrafımızdaki meleklerin duyabileceği bir tonda makamla sesli namaz tesbihatı. Salat u selam kısmı defaatle, Esma-i Hüsna kısmı en az 2 defa. İkindi-öğle tesbihatları toptan olabilir.
Ve sonra dua:
Siz Allah’ın kapısında, göklerin eşiğinde böylesine avazla kapı çalıyorsunuz. Cevap verilmeme ihtimali hiç mümkün mü?
Dakikalarca hizmetin selameti ve uhrevi endişeleriniz için dua ettiniz veya kabız halinde hiçbir şey söylemeyip öyle beklediniz ne farkı var?
Bir dilenci toz toprak içinde yere mendil atar ve akşama kadar sabırla 3–5 kuruş için dilenir. Ve acıma yoksunu toplumuz bile mutlaka bir miktar bir şeyler verir.
Biz, öyle bir Merhametli bir ‘Zengin’in kapısına mendil-seccade açıyoruz ki O kapı önünde o saatlerde belki de çok az insan var ve O kapıdan şimdiye kadar boş dönen olmamıştır.
“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. (Bakara 186)
Kul, efendisine arzuhâlde bulunacaksa, ağyâra bütün bütün kapanarak, aklıyla, şuuruyla, hissiyle hep O''na açık durmalıdır; durmalı, sesini-sözünü O''na göre ayarlamalı ve kendine yakınlardan daha yakın birinin huzurunda iç çektiğini düşünerek nağmelerinden ses ihtizazlarına, tavırlarından mimiklerine kadar her hâliyle bir temkin örneği sergilemelidir.”
Sizin de boş çevrilme ihtimaliniz yoktur.
Kaldı ki asıl olan ‘talep gerekliliği’dir. Biz talep ederiz ve dua sevabımızı alırız.
Hatta Allah’a teveccüh edip, “Allah’ım bu isteklerim, benim zavallı ve dar bakışımın neticesi. Ne olur tüm dualarımı tashih et, bana ne lâzımsa onu ver. Ben, bana ne lâzım veya ‘Siz’den ne istemem gerekli onları bilmiyorum!” demek kimi zaman en doğrusu.
Kimlere dua:
Önce ailemiz yakın arkadaşlarımız (Ve enzir aşireteke… den mülhem) için dua.
Sonra müesseselerimiz her ne var ise… Oralardaki personel…
Onların maddi ve manevi musibetlerden muhafazası için dua.
Sonra vatanı bekleyen, kışlada nöbette, evinde veya okulunda istirahatte ‘Asker’imize dua. Havası, karası denizi ile…
“Allah’ım onları maddi ve manevi musibetlerden koru, maddi, manevi makamlarını âli eyle!”
Sonra din düşmanı kafirlere ve münafıklara beddua isim isim… ”Müminlere kasteden, inanç düşmanı şer zümreleri kahreyle, birbirlerine düşür, planlarını başlarına geçir,…”
“Ey çaresizler çaresi! Sebeplerin sukût ettiği, içtimaî ahvalin boz-bulanık bir hâl aldığı, her yanda zalimlerin “hay-hûy”unun duyulduğu, yığınların çaresizlikle kâh sağa, kâh sola toslayıp durduğu şu karanlık günlerde, zulmet zulmet içinde kıvrananlara nezdinden bir ışık gönder.. sonsuz kudretinle bütün zulüm ve haksızlık ateşlerine bir su serp.. şeytanın ocaklarını söndür ve iblislerin boyunlarına çözemeyecekleri tasmalar geçir. Ufuklarımızdaki ilham esintileri bir yere takıldı, gönüllerimizde heyecanlar söndü, dillerimizde bir kekemelik var; rahmet ilinden bize dirilten bir meltem gönder.. hakkındaki recâ ve hüsnüzannımızı rahmetinin serhaddine ulaştır ve bizi o ufkun ümitli dilencileri kabul ederek gönüllerimizi imanî heyecanla şahlandır ve dillerimizdeki bağları çöz; çöz ki hâlimizi arz ederken yeni bir günah işlemeyelim. Duygularımızla alay edildi; düşüncelerimiz cürüm sayıldı. Her yanda kundaklamalar yaşandı.. her tarafta fitne ateşleri körüklendi.. yananlar ocaklar gibi yandı ve yapılanlar ismet-i dine dayandı.”(F.Gulen.org)
Sonra bize bu yolda rehberlik yapan Bediüzzaman hazretlerine, ondan sonra gelen “Zât”a uzun uzun dua. Ve selam gönderme.
Arapça başka ne dualar yapılabilir?
Büyük Cevşen’de yer alan Şah-ı Nakşibendi''nin Evrad-ı Kudsiye''si , Ashab-ı Bedir ve Ashab-ı Uhud.
Son olarak duamızı hilalin ikinci ucuna yerleştireceğimiz ikinci salat u selam faslıyla hitama erdirme.
Ve bu dua lütfu için Rabbimize teşekkür.
“Kimileri koşar seccadesine; el pençe divan durur; tesbihten hamd ü senâya yürür; tekbirlerle gürler, tâzimâtını tâ göklere duyurur. Saniyelerini seneler hükmüne getirir ve saatlerine de ebediyetleri sıkıştırmaya çalışır..
Kimileri yürür sessizce seccadesine; yatar pusuya; dalar vuslat hülyâlarına; uzaklaşır kendi sahillerinden ve gözleri ufuklarda Sultan''a kurbet yolları arar..
Kimileri hep tenha yerleri kollar; her zaman gönlünden tütüp duran iştiyaklarla gürler; hasret ve hicrandan dert yanar; vuslat intizarlarını dillendirir ve sabahlara kadar bir buhurdan gibi tüter durur..
Kimileri ak çağların hasretiyle yanar kavrulur ve: “Acaba talih bir kere daha yüzümüze gülmez mi?!” der, inler..
Kimileri çaresizliğini âh u efgânla seslendirir; deliler gibi dolaşır durur; fecrin tulûuna ve fecir süvarilerine türküler söyleyerek teselli olmaya çalışır..
Kimileri de geleceğin aydınlık günleri yolunda projeden projeye koşar ve oturur kalkar şafakların sökün edeceği eşref saatleri bekler.” (F.Gulen.org)
Hazreti Musa Tur’a bunun için tırmanıyor, Efendimiz (sas) Hira Dağı’na bu nedenle çıkıyordu. Rabbe teveccüh ediyorlar, gök armağanlarıyla evlerine dönüyorlardı.
Bediüzzaman, Barla dağlarında günlerce kalıyor, semai miracını oradan yapıyor, ilhamlarla dönüp insanlara hidayet tılsımları sunuyordu.
“Barla''daki o yaşlı kadının sözünü hep hatırlarım: ‘Üstad Hazretlerinin evini ziyaretine gittiğimizde o kadın aynen şöyle demişti: ‘Ah Hocaefendi, ah Hocaefendi! (Üstad''ı kastediyor) Sabahlara kadar o çınar ağacının başında arı gibi vızıldar dururdu. Biz sabaha kadar onun uyuduğuna şahit olmazdık.’" (F.Gulen.org)
Niçin böyle bir teheccüd?
“İstanbul’da 100 insan dua etseydi…” diyen “Zât”ın bizden beklediği böyle bir teheccüd ve böyle bir duadır.
Böyle bir teheccüde Allah neler lütfeder?
“Böyle birinin duasıyla, gözleri kurumuş semâ beklenmedik şekilde salar gözyaşlarını ve ağlamaya durur. Çevreyi tehdit eden hortumlar yol değiştirir, her şeyi alabora eden dalgalar diner ve selâmet ufku görünür. Kırılan faylar sürpriz kararlara teslim olur ve faylardan boşalan gazlar atmosfer içinde eriyip gider. Böyle bir duanın meydana getirdiği meltemle arz dirilir, feza aydınlanır. Sîneler inşirahla atmaya başlar; otlar-ağaçlar semâa kalkar; güller-çiçekler etrafa tebessümler yağdırmaya durur.” (F.Gulen.org)
|