|

Öğrenciyi hor görmek?
Bir yemeğe gittiniz, Önünüze beğenmediğiniz bir
yemek geldi.
O yemeği yemeyebilirsiniz. Ama asla şikâyet
edemezsiniz.
Şikâyet, davet sahibine hakaret anlamı taşır.
Bir bahçeye girdiniz. Güller çok soluk. Çünkü susuz
kalmış veya yeterince güneş görmemiş.
“Bunlar nasıl gül!” “Ben böyle güllerden hoşlanmam!”
benzeri şikâyet ve beğenmezlik sadece görgüsüzlük
olur.
Şimdi siz bir sınıfa girdiniz.
Vasatın altında zekâya sahip öğrenciler var.
Ve siz şikâyet ediyorsunuz “Bu öğrenciler de çok
aptal” veya “falan sınıf çok kazma!”…
Önce, siz çok mu zekisiniz?
Eğer öyleyse zekânızın öğrencilerden üst seviyede
oluşuna bir katkınız oldu mu?
Yani zekanızı gayretinizle mi kazandınız?
Yok, olmadıysa nasıl onlardan üstün olduğunuzu
düşünebilirsiniz ki?
Sonra, o öğrencilerin sahibi kim?
Allah.
Peki, o öğrencilere o miktar zekâyı uygun gören kim?
Allah.
Siz kim oluyorsunuz ki Allah’ın takdirini
beğenmezlik edebiliyorsunuz?
Sonra o öğrencileri size yollayan kim?
Allah.
Size Allah’tan bir mektup gelse ve siz o mektubun
zarfından hoşlanmasanız ne kadar büyük bir
saygısızlık olur.
Her “öğrenci” Allah’tan bir
mektuptur.
Size düşen o öğrencilere semavi birer "mektup"
muamelesi yapmaktır.
Siz rehberlik ve gayretiniz Allah rızası için
olduğuna göre Allah’ın size işlemeniz için takdir
buyurduğu şey "taş"
bile olsa sizin ona muameleniz sanki
"elmas" mış gibi olmalı.
Siz “taş”a “elmas” muamelesi yaparsanız Allah’ı
hoşnut etmiş olursunuz. Çünkü karşımızdaki “taş”
bile olsa Allah’a aidiyetle değerler üstü değer
kazanır.
Ayrıca o taşın sonra elmasa inkılâp etmeyeceğini
nereden biliyoruz ki?
Diyelim ki Allah’tan hediye paketleri geldi. Varsın
en parlak kutular size düşmemiş olsun. Ne önemi var.
“Kim tevazu ederse Allah onu yükseltir.”
Hadisince doğru olan verilene razı olmaktır.
Sonra niye zarfa takılıyorsunuz. Zarfını ve paketini
soluk ve buruşuk bulduğunuz paketten en değerli
hediye çıkamaz mı?
Allah’a saygı, Allah’ın size
takdir buyurup karşınıza çıkardığına saygı
göstermeyi gerektirir.
Bunun yanında ihlâsımızı test etmenin bir yolu
semereye göre davranışımızın değişip değişmediğini
kontrol etmektir.
Eğer ben Allah rızası için birilerine bir şey
anlatıyorsam anlattığım kimse-kimselerin kemiyet ve
keyfiyetinin ne önemi var?
Yani irşat ve tebliğde "değerli olana" anlatma,
"değersiz olana" muhatap olmama diye bir şey söz
konusu mudur?
Allah, Efendimizle(sav) bizi ikaz eder. İrşat ve
tebliğ yaparken ayrım yapmamayı, hatta bir görme
engelliyi, Mekke’nin ileri gelenlerine tercih
etmesini ister.
Yüzlerce örneği olduğu gibi Allah, ihlâsla rehberlik
götürülen bir “vasatın altı” öğrenciyi günü
geldiğinde öyle bir hizmete vesile kılar ki
hayretten ağzımız açık kalır.
Her öğrenci bir tohumdur
Siz küçücük, vakti gelince ne olacağı belli olacak o
tohumların dışına bakarsanız yanılırsınız. En
buruşuk olan, en içeriği zengin olan olabilir.
Toprağa atılan her tohumun yeşerme süreci farklıdır.
Kimi tohum 1 hafta, kimi tohum 1 ay kimi tohum 6 ay
sonra yeşerir.
İhlâslı bir rehberlik, semereyi gözetmeden tohuma
bakım yapmaktır. Sürekli yeşerme zamanını gözetmek,
rehberliği bizatihi semere için yapmak olur.
Her tohumun baharı farklıdır. Mesela lale.
Lale soğanları ekim ayında toprağın altına gömülür.
Ve aylarca bakılıp takip edilir. Lale aylar sonra ta
nisanda topraktan baş çıkarır.
Biz ihlâsla hizmet edelim. Bunun testi de bize
düşenin “en zeki” oluşu ile “en vasatın altı” oluşu
arasında fark gözetmememiz, hatta mütevazı davranıp
ikincileri seçmemizdir.
Bizim rehberlikte muhatabımız Allah. Öğrenciler
değil. Allah’a karşı sorumluyuz. Bize, işimizi doğru
dürüst yapıp yapmamanın sorgusu sorulacak.
Muhatabımızın kalitesi değil.
İrşat ve tebliği öğrendiğimiz Zat, yıllarca
Edirne’de 6 ihtiyara ders-rehberlik yapıyor, fark
gözetmeden. Bu durumu bir gün düşününce rüyasında
Efendimiz(sav) ona “Ben onlardan razıyım, hele biri
hele bir!” diyor.
İhlâsla yapılan o rehberliğin karşılığı olarak
kendisine yıllar sonra yüz binlerce ihlâslı talebe
lütfediliyor.
Önemli olan Allah’ın rızasını
kazanma gayretimiz. Muhatabımızın kalitesi değil.
|