|

İyi müdür-Mümin idareci
Müdür
önce kendi konumunu belirlemeli. Kime göre iyi müdür
olmalıyım?
Öğretmenlerime karşı mı?
Altımdaki idarecilerime karşı mı?
Hiyerarşik üstlerime mi karşı?
Bir müdür iyi bir müdür olarak kendini
konumlandırırken yukarıdaki seçeneklere bakarak
kendini “iyi” olarak görüyorsa akıbeti acı olan bir
yanılgıya düşer.
Kim hangi görevde olursa olsun “İyi…” tanımlanması
için tek ve vazgeçilmez merci Allah’tır.
Önemli olan Allah’ın bizim hakkımızda “İyi müdür
veya iyi…” diyip demesidir. Geriye kalan her şey
boş. Allah bes baki heves.
Bir insan Allah nazarında “iyi” ise Allah’ın
hoşnutluğunu kazanmış ise geriye kalan insanların
bir önemi olmamakla birlikte Allah onların da
kalbine o insana karşı sevgi ve “iyi”lik verir.
إِنَّ
الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا
“İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman,
(gönüllerde) bir sevgi yaratacak(onları herkese
sevdirecek)tir.” Meryem,96
Bir idareci ve müdür vazgeçilmez tek bir vasıf
vardır.
O da o insanın “insanları seven” bir idareci
olup olmadığıdır.
Bir müdür “sevgi”siz ise o müdürden hiçbir
şey olmaz.
“Sevgi”sizlik
Allah’ın sevgisinden mahrumiyetin belirtisidir.
Yani biz Allah’ın sevgisine mazhar mıyız? Bunu nasıl
ölçeceğiz?
Allah’ın bizi sevip sevmediğinin yanıltmaz kıstası
bizim insanları sevip sevmememizdir.
Eğer biz riayetimiz altındaki insanları kendi
kardeşimiz kadar sevmiyorsak veya bazılarını sevip
bazılarını sevmiyorsak kalbimizde bir takım
problemler var demektir.
Bunları nasıl aşacağız?
Bu kalbi problemlerimizi ancak dua ile aşabiliriz.
Şu mealde dua etmeliyiz:
“Allah’ın benim idarecileri olduğum şu isimler var.
Bunların bazılarını kardeşim kadar sevsem de
bazılarını sevmiyorum.
Ne olur, onları bana sevdir!
Veya onları sevebileceğim keyfiyete ulaştır.
Başımızdaki Zat nasıl yakın-uzak çevresindeki
herkesi seviyor ve onlara dua ediyorsa benim de
kalbimi ıslah eyle, onları sevmeme engel olan
rahatsızlıklarıma şifa ihsan eyle!”
Zira çevremizdekileri sevmemize engel olan şey,
kalbimizdeki hastalıklardır. Veya şöyle diyebiliriz:
Ne kadar kalbi rahatsızlığımız varsa insanları o
kadar az severiz.
Çevremizdeki insanların hatalarına kızma, bazı
davranışlara öfkelenme ayrı, onları sevmeme ayrı bir
konudur.
Baba oğluna kızar ama bu onu sevmediğinden değildir.
“Sevgi” hissedilir.
Biz çevremizdeki veya alt görevlerdeki
arkadaşlarımızı seviyorsak Allah bunu onlara mutlaka
hissettirir. Onlar da bizi severler.
“Sevgi”
yaratılmış bir şeydir. Zorla elde edilmez. İnsan,
sevmediği birini ne yaparsa yapsın, ne kadar isterse
istesin sevemez.
Dolayısıyla sevgiyi “halk edecek” olan Allah’tır.
Bize düşen ısrarla dua etmektir.
Sevmediğimiz veya biz sevmediği belli olan
altlarımıza, personelimize dua dışında esbab
tahtında neler yapabiliriz.
Allah’ın kalbe “sevgi” atmasına fiili dua
olarak şunlar yapılabilir:
Önce uzun uzun dualar ederiz.
Sonraki günlerde çağırır dertlerini dinlemeye
çalışırız.
Evine ailece ziyaret ederiz. Kendisine veya
çocuklarına hediye alırız. Ve bunları da Allah için
yaptığımızın şuurunda oluruz.
Tüm bunları yapan bir idareci üstüne düşeni yapmış
demektir. Ve bunlardan sonra da Allah’ın
idareci-personel veya Müdür-öğretmen arasına “sevgi”
atmaması ihtimali kesinlikle yoktur.
(Hediyeleşme hadisi önemli bir hadistir. Dargın ve
küskün iki taraf hediyeleştiğinde esrarlı bir
biçimde karşılıklı muhabbet başlar. Hediyeleşme iyi
bir “sevgi” tılsımıdır.)
İdarecinin duası
Bir idareci riayetindeki isimlerin, öğretmenlerin
bir listesini yapmamış ve her akşam onları teker
teker anıp Allah’a dua etmiyorsa ciddi bir
vefasızlık içinde demektir.
Müdür, kendi çocuklarına dua ettiği kadar
personeline de dua etmeye gayret etmelidir.
Personelinin yanlış yaptığı bazı hareketler varsa,
uygunsuz halleri varsa öncelikle bunu Allah’a arz
etmeli, çare talep etmelidir.
“Allah’ın bu arkadaşımın şu yanlışı var ne olur bunu
haleyle, onu ıslah eyle.” demelidir.
Nasıl ki kendi öz kardeşimizin her türlü kaprisine
katlanıp, her dengesizliğine tahammül ediyor, onu
defterimizden silmiyorsak hiçbir personelimize:
“Ya bu prensiplere uy veya git!” diyemeyiz.
“Allah’ın evi” diye tesmiye edebileceğimiz bu evden
fasık–ı mütecahir olmadıkça kimseyi kovamayız.
Herhangi bir yanlıştan dolayı bir insanın hizmetten
ayrılmasına sebep olmak ''İnsan, kınadığı şey başına
gelmedikçe ölmez!'' hadisi gereğince bilvesile
hizmetten ayrılmamız için bir dilekçe sayılır.
Öğretmen veya personelin hatalarına karşı tavır.
Öncelikle her hataya kendi hatalarımız penceresinden
bakmalı, biz ne kadar affetmeyi seviyor, hataları
görmezlikten geliyorsak ahrette de bize aynı şekilde
davranılacağını unutmamalıyız.
Hataları örtmeye refleks geliştirmeli, vücudumuzun
mahrem yerlerinin görünmesine karşı nasıl dikkatli
isek insanların hatalarını görmezden gelmeye de o
kadar hassas olmalıyız.
Ne kadar hata-görmez isek o kadar hatamız görülmez.
Hataları görmeme ve kınamama ayrı, giderilmesine
çalışmak ayrı husustur.
Bir idareci hataları görmeli ve çözümüne önce
yukarıdaki gibi dua ile başlamalı.
Sonrasında:
Hata yapanla herkesin içinde değil yalnız, baş başa
görüşmelidir. Bu pozisyondaki idarecinin muhatabına
tavrı onun gömleğine sıçrayan mürekkebi temizleme
edasında olmalı.
Hata veya yanlışın sebepleri başa başa
araştırılmalı, güzel güzel konuşulmalıdır. Mümine
karşı öfke ve kınama mümine yakışmaz.
Hata veya yanlış sahibiyle görüşmeden karar vermek,
gıyaben insanları yargılamak mümin bir idareciye
yakışmaz. İdam edilen insanın bile suçu gömleğine
iliştirilir.
İdareci “mert ve delikanlı” olmalı, kapalı
kapılar ardında insan yargılamamalıdır. İnsanlara
hatasını bir kenara çekip insanca ve alnının çatına
söylemelidir. Kalbinde gıllı-gış taşımamalıdır.
İyi idareci manevralarla, “hizmet için!” yalanlarla
hizmet eden değil; mert, delikanlı ve dürüst olan,
bunun yanında yalan ve gıybetten kaçınma refleksi
geliştirmiş olandır.
İyi bir idareci hakkında öğretmeni veya personeli
şöyle düşünmelidir:
1-Beni seviyor.
2-Her şeyimi ona güvenebilirim.
3-Bana kızıyorsa bu, beni sevmediğinden değil,
hizmetin aksamaması içindir.
5-Aramıza koyduğu mesafe makamın gereği.
6-Beni yolda bırakmaz, benim için kendini tehlikeye
atabilir.
7-Ekonomik bir sıkıntıda benim maaşımı vermeden
kendi maaşını almaz.
8-Bize bu kadar iyi davranan bir insanı yolda
bırakmamalı üstümüze düşeni yapmalıyız.
9-Çok mütevazı, kendini benden üstün görmüyor. Bir
ağabey gibi…
10-Bu zatın namazında dikkatli, yalan ve gıybete
karşı tavırlı örnek bir mümin olduğuna şahitlik
yapabilirim.
İşte böyle 10 numara, mümin bir müdürümüz
varsa kıymetini bilmeli, velayetinden milyonda bir
bile şüphe etmeyip duasını almaya çalışmalı, onu
üzmeyi Allah’ın gazabına sebep telakki etmeli,
saygıda kusur etmemeliyiz.
Kâbe gibi kutsi müesseseler…
Kâbe gibi nurdan helezonlarla göğe bağlı
müesseseler…
Müdürü yukarıda tasvir edildiği gibi, öğretmeni ona
muhazi, personeli ona layık,
Gıybetsiz, yalansız, herkesin birbirini sevdiği bir
müessese Allah’ın inayetine sunulmuş öyle bir duadır
ki o müesseseye uğrayıp da, o sınıfları tavaf edip
de istifadesiz hiç kimse olamaz.
O müesseseden saçılan tohumlar en nasipsize bile
yıllar sonra hidayet kapısını açacak bir tılsım
olur.
Her şey bir yana Allah’ın o müesseseden razı olması
onlara yetmez mi? |