<% dim say if Session("say") ="" then %> <% else end if %>

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;

Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!

Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!

Şefkat Peygamberi

Bir savaş sonrasıydı. Esirler gelmişti her taraftan. Çoluk çocuk, kadın erkek herkes yakınını arıyordu. Yanık yanık dolaşanlar, kırık kırık dolaşanlar, dökük dökük dolaşanlar hep göze çarpıyordu. Allah Resulü bu yakıcı sahneyi seyrediyorlardı. Bir kadın da yana yakıla dolaşıyordu. Muhakkak bir yitiği vardı. Esir edilen kadının ne yitiği olabilir? Ya kardeşiydi ya babasıydı ya da kendisinden bir parçası olan evladıydı. O, kendi evladının hatırı için gözüne çarpan her çocuğu sinesine basıyordu. Gözlerine bakıyor, sonra tekrar aramaya koyuluyordu. Karşısına çıkan bir başka yavruyu görüyor, bağrına basıyor, sonra yeniden aramaya koyuluyordu. Allah Resulü gözleri yaşlı, ona bakıyordu. Derken kadın, bir çocuğu yakaladı, bağrına bastı. Kokluyor, öpüyor, bir türlü kucağından bırakmıyordu. Ve o zaman “Ufuk İnsan”ın, Allah Resulü’nün, parmağı kalktı o tarafa doğru. Etrafındaki sahabelere o noktayı işaret etti:

- Görüyor musunuz şu manzarayı? Kadın, kucağındaki o çocuğu cehenneme atar mı?

Hepsi birden:

- Hayır ya Resulallah, dediler.

- Allah, o kadından daha merhametlidir, buyurdu.

Merhametli olun ki, merhamete mazhar olasınız.

Çocuklarınıza merhametli olun ki, Allah da size merhamet etsin.

ccc

 Allah Resulü (sav), ağlayan bir çocuk görse oturur, onunla ağlardı. İnleyen bir annenin ızdırabını vicdanında duyardı. İşte yine Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadis ve  O’nun dillere destan şefkati: “Ben namaza duruyor ve onu uzun kılmak istiyorum. Sonra bir çocuk ağlaması duyuyorum. Bir annenin çocuğu için duyacağı endişe ve heyecanı bildiğimden namazı hızlıca kılıp bitiriyorum.”

ccc

Kötülüğe asla kötülükle mukabele etmiyordu.

Bir bedevi gelir, elbisesinden tutup sarsar ve küstahça: “Hakkımı ver!” derdi de sahâbeyi çıldırtan bu türlü hareketler, o şefkat âbidesini tebessüm ettirir ve: “Bu adama istediğini verin!” buyururdu. Evet O, en affedilmez suçları dahi affederdi. Yeter ki o mevzuda, dinin emirlerine muhalefet söz konusu olmasın. Düşünün bir kere, kendisine bunca kötülük yapan Mekkelilere, Mekke’nin fethinden sonra, hem de her türlü cezayı verebileceği o gün ne demişti:

“Gidiniz, hepiniz hürsünüz.”

 ccc

Efendimiz (sav), insanlara karşı şefkatli ve hoşgörülü idi. Onun şefkati; inancı, rengi, ırkı, makamı ve cinsiyeti ne olursa olsun bütün insanlara yönelikti. Nitekim bir Yahudi çocuğunun hastalığında, onu bizzat evinde ziyaret etmiş, ailesinin gönlünü almıştır.

 ccc

Çektiği çilenin büyüklüğü Allah’ın ona olan sevgisinin büyüklüğünün bir deliliydi. Çünkü Allah bu fani hayatta en büyük çile ve musibeti kendine en yakınlarına veriyordu. Bir çok evladın ın vefatına şahit olmuştu. Şimdi de on sekiz aylık oğlu İbrahim kucağında can çekişmektedir. Son derece üzgündür. Gözyaşları süzülmektedir yanaklarından, son kez olarak onu  öpüp  koklamaktadır. Şu sözler dökülür dilinden:

“O, meme emerken ölen bir süt kuzusudur.

Ama Allah'ın takdiri karşısında elden ne gelir.”

 ccc

Bir sahabi ramazan ayında oruçluyken yapılmayacak bir iş yapar. Günaha girer. Sonra da Efendimiz (sav)'in yanına gelerek nasıl affedilebileceğini sorar. Efendimiz (sav):

– Altmış fakiri doyurabilir misin?

– Gücüm yetmez.

– Öyleyse benimle beraber bekle. Allah bir kolaylık yaratıncaykadar... Sahabi oturup, mescitte beklemeye başlar. Ve az sonra da bir Medineliden hediye olarak bir sepet hurma gelir. Efendimiz (sav) hurma sepetini bekleyen arkadaşına uzatır:

– Al bunu, yoksullara dağıt da günahına kefaret olsun.

– Ey Allah'ın E lçisi! Bütün Medine'de benim ailemden daha yoksul bir aile tanımıyorum. Allah'ın Elçisi'nin yüzünde  bir gülümseme yayılır.

– Peki öyleyse ailene götür de siz yeyin.

 ccc

Allah Resulü’nün cebinde on gümüş vardır. Medine çarşısından bir gömlek satın alır, dört gümüş verir. Kapıda bir fakir yeni aldığı gömleği ister, hemen verir. Dönüp dört gümüş daha verip ikinci bir gömlek alır. İki gümüşü kalmıştır. Az sonra yolda ağlayan küçük bir kız çocuğu görür. Yanına yaklaşır nedenini sorar. Küçük kız, bir hizmetçidir ve der ki:

– Ev sahibim bana un almam için iki gümüş vermişti, ben o iki gümüşü kaybettim.

Allah Resulü (sav) cebindeki son iki gümüşü de ona verir:

– Ağlama, unu bunlarla alabilirsin, der.

Hizmetçi kız yine de huzursuzdur. Bu sefer de:

– Eve geç kaldığım için beni dövmelerinden korkuyorum. Allah Resulü (sav) küçük kızın elinden tutar, önce unu alırlar, sonra da küçük kızın hizmet ettiği eve giderler. Ev sahipleri akşam saatinde kapılarına gelen bu sürprizden şaşkın ve sevinçlidirler. O, küçük hizmetçiyi göstererek:

– Geç kaldığı için cezalandırılmaktan korkuyordu. Sakın onu dövmeyin, der.

Şaşkınlığını hala atamamış ev sahibi, cevap verir:

– Ey Allah'ın Elçisi! Sizin evimizi onurlandırmanıza neden olduğu için siz şahid olun ben onu azad ediyorum, artık hürdür.

Efendimiz (sav) bunun üzerine ellerini açarak Allah'a hamd eder.

– Allah'ım şu on gümüş ne kadar bereketli imiş. Onunla bana ve bir yoksula birer gömlek giydirdin. Bir kız çocuğunu  sevindirdin ve hürriyetini kazanmasını sağladın.

 ccc

Manevi torunu Üsame'nin yüzündeki kiri temizlerken bir yandan da onu sevip: "Eğer Üsameciğim kız olsaydı, onu güzel güzel giydirir, takılarla, küpelerle de süslerdim." der.

Arkadaşlarının anlatımıyla Medineli kız çocuklarından birisi elini tuttuğunda, onunla kız elini bırakıncaya kadar dolaşır, onu gezdirirdi.

ccc

Kızları evlendikten sonra her karşılaştıklarında O'nun tarafından alınlarından öpülür, ağladıkları zaman O'nun elleriyle gözyaşları silinirdi...

Ve onlar da bütün  dertlerini peygamber babalarına rahatça anlatırlardı.

 ccc

Torunu kucağındayken altına kaçırmaya başlayınca, hemen almak isteyen annesine izin vermez. Çocuk rahatsız olmasın diye:

"Nasıl olsa kirlendi, bırak oğlumu tamamlasın." der.

 ccc

Kızı Hz. Fatma’dan iki sevimli torunu vardır: Hasan ve Hüseyin.

Torunları Efendimiz’den deve almasını isterler. Allah Resulü (sav)’nün deve alacak parası yoktur. Ellerini yere koyar ve şakayla:

– Haydi binin, bundan iyi deve mi olur?

Başka bir gün sırtında Hasan'la Hüseyin ata binme oyunu oynarlarken Hz. Ömer'le karşılaşırlar.

Hz. Ömer çocuklara:

– Ne güzel bineğiniz var, der.

Efendimiz (sav) cevap verir:

– Onlar da ne güzel süvariler!

ccc

Bir bayram sabahı camiden evine dönmektedir. Sokakta bayramlıklarını giyinmiş, oynayan çocuklar görür. Fakat bir tanesinin durumu dikkatini çeker. Kenarda oturmuş, kirli ve eski elbiseler içinde diğerlerini seyretmektedir. Efendimiz (sav) yanına yaklaşır:

– Oğlum, sen niçin arkadaşlarına katılmıyorsun?

Çocuk hüzünlü, cevap verir:

– Ey Allah'ın Elçisi! Benim annem, babam yok...

Efendimiz (sav) için bu kadarı yeterlidir. Çocuğu elinden tutar, evine götürür. Orada yetim yıkanır, yeni elbiseler giydirilir, yedirilir, cebine para konulur, sevindirilir... Sonra Efendimiz (sav) onun yüzünü avuçları içine alarak:

– Benim baban, Ayşe’nin annen, Hasan’la Hüseyin’in de kardeşlerin olmasını ister misin?

– Evet, Ey Allah'ın Elçisi, evet!

Sevinç içinde ok gibi fırlayan çocuk, diğerlerinin arasına karışmıştır. Bu hızlı değişimi merak eden arkadaşları sorar:

– Ne oldu sana böyle?

Yetim cevap verir:

– Allah'ın Elçisi babam, Ayşe annem, Hasan’la Hüseyin de kardeşlerim oldu.

 ccc

Bir arkadaşı kucağında çocuğuyla Efendimiz (sav)'in yanına gelir. Sık sık çocuğuna sarılmakta, onu öpüp koklamaktadır.

Efendimiz (sav) bu görüntü karşısında gülümseyerek sorar:

– Ona çok şefkat duyuyorsun değil mi?

Arkadaşı: "Evet." deyince de:

– İşte sen ona nasıl şefkat duyuyorsan,

Allah da senin bu şefkatinden daha çok sana şefkat duyar.

 ccc

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Allah, mü’min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara yorgunluktan başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta onu arar fakat bulamaz. Ümitsizlik içinde beklerken bir de ne görsün! Başucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah’ın, mü’min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç; kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır.”

 

Tüm canlılara şefkat

On bin kişilik bir ordunun başında baba ocağı, ana vatanı Mekke’ye doğru gitmektedirler. Artık bütün Arabistan hakimiyetini tanımıştır.

Ordunun en önünde ilerlerken yolları üzerinde yeni doğum yapmış dişi bir köpekle yavrularını görür. Arkadaşlarından Suraka oğlu Cuayl’i çağırarak emir verir:

– Anneyle yavrularının önünde duracak ve ordunun tamamı geçinceye kadar onlara nöbetçilik edip, ezilmekten koruyacaksın.

Dişiyle yavruları rahatsız edilmeden geçiş sağlanmıştır.

 ccc

Bir gün yolda giderken açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deve görür. Yüzü bulutlanır ve devenin sahibine döner:

– Konuşmayan bu hayvana bakarken Allah’tan kork!

 ccc

Kuzeni Abdullah ibni Abbas anlatmaktadır:

Bir gün Allah’ın Elçisiyle bir yere gidiyorduk. Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağı biliyordu.

Efendimiz (sav), o kişiye seslendi:

– Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?

 ccc

Arkadaşlarıyla oturmaktadır. Bir deve son hızla koşarak yanına gelir ve durur. Sığınmak ister gibi bir hali vardır devenin. Az sonra da deveyi kovalayan sahipleri çıkagelir.

– Ey Allah’ın Elçisi! Bu bizim devemizdir, üç gündü onuarıyorduk, nihayet yanınızda bulduk.

Deve, Efendimiz (sav)’in arkasında durmaktadır. O, devenin yularını bırakmadan konuşur:

– Ama deveniz sizden çok şikayetçi!

Devenin şaşıran sahipleri sorar:

– Ey Allah’ın Elçisi! ne diyorsun?

– O, yanınızda büyümüş, yıllarca sırtında yük taşımış, size bir sürü de yavru vermiş ve en sonunda onu kesip etini yemeye kalkışmışsınız.

–– Evet, ey Allah’ın Elçisi aynen öyle oldu.

Bunun üzerine Efendimiz (sav) cebinden yüz gümüş ödeyerek deveyi onlardan satın alır ve deveye dönerek:

– Ey deve, haydi git. Allah rızası için serbestsin ve artık sana kimse dokunamaz.

 ccc

Bir seferden dönülüyordu. Dinlenme vaktinde, sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce, orada çırpınıp pervaz etmeye başladı; gidip geliyor, telaşla uçup duruyordu.

Allah Resulü bu durumu görünce fevkalâde öfkelendi ve hemen yavruların yuvaya konulmasını ve ana kuşa eziyet edilmemesini emretti.

 ccc

Allah Resulü, bir gün yanında birkaç sahâbeyle bir bahçeye girdi. Bahçenin köşesinde zayıf mı zayıf bir deve vardı. İki Cihan Serveri, hemen devenin yanına gitti. Bir müddet o devenin yanında kaldı, onu okşayıp teskin etti, sonra devenin sahibini çağırtarak, onu deveye iyi bakması hususunda gayet sert bir şekilde azarladı.

 ccc

Allah (cc), kötü yola düşmüş bir kadını, bir köpek sayesinde affedip cennetine aldı.

Köpek, bir kuyunun başında, susuzluktan dili sarkmış bir vaziyette soluyup duruyordu. Tam o esnada oradan geçmekte olan bu kadın, köpeğin halini görünce dayanamadı. Hemen belinden kemerini çıkarıp ayakkabısına bağladı, bununla kuyudan su çıkarıp köpeğe içirdi, böylece köpek ölümden kurtuldu. İşte bu kadının bir köpeğe karşı bu davranışı onun affına vesile oldu ve Allah (cc), onu cennetine koydu. 

ccc

Eşi Hz. Ayşe’nin, devesine biraz sert davrandığını görünce uyarır:

– Merhametten mahrum olan, her türlü hayırdan mahrumdur.

 ccc

Mute Savaşı’na katılacak ashabına şu öğütlerde bulunması da çok manidardır: "...Gideceğiniz yerlerde rahipler de göreceksiniz. Onlara asla dokunmayınız. Kadınlar ile çocuklara şefkatle davranınız. Hurma ağaçlarını ve yeşillikleri kesmeyiniz. Evleri yıkmayınız.”

 ccc

Enes Bin Malik’in küçük kardeşi Ebu Umayr’ın bir kuşu vardı. Onu sever onunla oynardı. Bir gün çok sevdiği kuşu ölünce çocuk çok üzülür. Durumdan haberdar olan şefkat peygamberi (sav), Ebu Umayr’ın evine gider ve ona:

Başın sağ olsun, kuşun ölmüş, üzülme, diyerek onun başını okşayarak teselli eder.

 

Doğruluk ve Güven

Efendimiz (sav), hayatında bir kere bile yalan söylememişti. Ve işte bu insan, şimdi Allah’tan (cc) bahsediyor ve peygamber olduğunu söylüyordu. En küçük konularda bile yalan söylemeyen bir insan, nasıl olur da böyle büyük ve yüce bir konuda yalan söyleyebilirdi?  Bu, asla mümkün değildi. İşte o günün insanı böyle düşünüyor, herkes olmasa bile inat ve hasedi terk edenler O’nun peygamberliğini kabul ediyordu. O, emin bir insandı. Herkes de O’nu böyle kabul ediyordu. Öyle  emindi ki; sözgelimi sefere çıkmayı düşündünüz, hanımınızı bir yere bırakmanız lazım geldi. Gidip hiç tereddüt etmeden Efendimiz (sav)’e bırakabilirdiniz. Siz gelinceye kadar kaşını kaldırıp ona bakmayacağından kesinlikle şüpheniz olmazdı. Malınızı birisine teslim etmeyi mi düşündünüz? Hiç tereddüt etmeden gidip Muhammedü’l Emin’e teslim edebilirdiniz. Ve malınızın zerresine dahi zarar gelmeyeceğini bilirdiniz. Bir konu hakkında sözün en doğrusunu öğrenmek mi istiyordunuz? Hemen doğruluğun timsaline koşar, O’nu dinler, O’ndan işittiklerinize göre karar verir ve O’nun sözlerini her işinizde temel kabul ederdiniz; zira O, hayatında bir kere bile olsa yalan söylememişti.

Delil mi istiyorsunuz? O, Ebu Kubeys Tepesi’ne çıkmış ve etrafını çeviren insanlara soruyor: “Şu dağın arkasından bir ordu, size hücum etmek üzere geliyor, dersem, bana inanır mısınız?” Hepsi bir ağızdan: “Evet inanırız. Çünkü senin hiç yalan söylediğini duymadık.” demişlerdi.

Henüz peygamber değildi. Bir arkadaşıyla uzak bir yerde buluşmak üzere sözleşirler. Daha sonraki yıllarda müslüman olan zat, olayı şöyle anlatır: “Ben buluşmak üzere kendisine verdiğim sözü unuttum. Üç gün sonra hatırladığımda koşarak, anlaştığımız yere gittim. Baktım ki O hâlâ, orada beni  bekliyor. Bana ne kızdı ne de darıldı. Sadece: “Ey genç! Bana meşakkat verdin. Üç gündür seni burada bekliyorum.” dedi. 

ccc

Kâbe onarılmış ve Hacerü’l-Esved’in tekrar eski yerine konulması büyük bir problem haline gelmişti. Kabileler kılıçlarını yarıya kadar sıyırmış ve herkes bu şerefin kendi oymağına ait olmasını istiyordu. Sonunda şöyle bir karara vardılar. Kâbe’ye ilk girenin hakemliğini kabul edeceklerdi. Herkes merakla kimin ilk gireceğini bekliyordu ve tabii, Allah Resulü’nün hiçbir şeyden haberi yoktu.

O’nun dosta düşmana güven telkin eden gül yüzü kapıdan görününce, oradakiler sevinçle: “El-Emin geliyor!” dediler ve O’nun kararına kayıtsız şartsız razı olacaklarını söylediler.  

Allah Resulü, hemen: “Büyükçe bir kumaş getirin.” dedi, getirildi. Hacerü’l-Esved, bu kumaşın ortasına kondu. Bütün oymakların ileri gelenleri, kumaşın farklı uçlarından tutarak konulacak yere kadar götürdüler. Allah Resulü de orada taşı bizzat kendisi alıp yerine yerleştirdi. Ve böylece, büyük bir iç harp önlenmiş oldu. Zira O’na güvenleri tamdı.

 Allah Resulü o gün henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti, ama herkesin itimat edeceği bir insandı ve bir peygambere ait bütün vasıfları üzerinde taşıyordu.

ccc

Akşam yatmış, fakat sabaha kadar dönüp durmuş, bir türlü uyuyamamıştı. Sağına dönüyor, soluna dönüyor, uflayıp duruyordu. Sabah, hanımı sordu: “Yâ Resulallah, bu gece rahatsız mıydınız? Çok ızdırap çektiniz.”

Allah Resulü’nün cevabı şu oldu: “Yatağımı hazırlarken, yere düşmüş bir hurma buldum. Onu ağzıma koydum. Fakat sonra aklıma geldi ki, bizim evde sadaka ve zekat hurmaları da bulunuyor. Ya bu hurma, onlardan ise! İşte sabaha kadar bunu düşündüm, bunun ızdırabıyla sağa sola dönüp durdum. Bir türlü gözüme uyku girmedi.”

 ccc

O, öyle doğru sözlüydü ki, bir kadının çocuğunu çağırırken:

“Gel, bak sana ne vereceğim?” demesi üzerine, derhal atılıp:

“Ne vereceksin?” demişti. Kadın da “Birkaç hurma verecektim, Ya Resûlallah.” deyince:

“Eğer ona hiçbir şey vermeyecek olsaydın, yalan söylemiş olacaktın.” buyurmuşlardı.

 

Vefa

Medine’ye Habeşistan’dan bir elçi heyeti gelir. Efendimiz (sav) hizmetlerini bizzat görmekte, bütün ihtiyaçlarını kendi elleriyle yerine getirmektedir. Arkadaşları bundan rahatsız olur:

– Ey Allah’ın Elçisi! İzin verin biz hizmet edelim, derler.

Fakat O kabul etmez. Habeşlileri göstererek ve yıllar öncesine ait bir olayı hatırlatarak:

– Onlar benim Habeşistan’a hicret etmiş olan arkadaşlarıma ikram etmiş, sahip çıkmışlardı. Şimdi ben de bir parça olsun ödeşmek istiyorum ve bundan da zevk duyuyorum.

 ccc

Hz. Hatice vefat edeli yıllar olmuştur. O, Mekke topraklarında yatmaktadır. Efendimiz (sav) ise “Hicret” ederek Medine’ye gelmiştir. Hz. Hatice’nin arkadaşlarından bir kadın da hicret edenler arasındadır. Enes bin Malik’in anlatımıyla Efendimiz (sav)’e bir şey hediye edildiğinde bazen hediyeyi o kadına yollamakta ve:

– Çünkü o Hatice’nin arkadaşı idi, Hatice’yi çok severdi , demektedir.

 ccc

Habbab bin Eret  Mekke'den hicret etmiş, ilk müslümanlardan, azatlı bir köledir. Yani toplumun en alt kategorisinde kabul edilen insanlardan... Medine'de Efendimiz (sav) tarafından uzun sürecek bir göreve gönderilir. Tekrar evine dönüp, günlük işlerinin başına dönünceye kadar ise o işleri hergün Habbab bin Eret 'in evinde bizzat Efendimiz (sav) görür. Evin kadınları süt sağmasını bilmedikleri için sığır ve keçileri hergün Efendimiz (sav) tarafından sağılır. Ailenin, erkeğin yokluğundan etkilenmesine izin vermez.

 ccc

Fakir-zengin, efendi-köle, zenci-beyaz, kadın-erkek, onun gözünde herkes eşitti.

Mescid-i Nebi’yi süpüren zenci bir kadın vardı.

Hz. Peygamber(sav), bir ara göremeyince ashabına o kadını sordu. Arkadaşları vefatını haber verince, peygamberimiz:

“Bana haber vermeniz gerekmez miydi?" diye sitemde bulundu. Peygamberimiz hemen: "Bana kabrini gösterin." dedi. Gidip kabri yanında namaz kılıp o kadın için dua etti.

 ccc

Soyunun kıyamet kopuncaya kadar kendisinden devam edeceği ve yedi çocuğu içinde kendi vefatından sonraya kalan –altı ay– tek evladı olan kızı Fatıma, Efendimiz (sav)'in kalbinde çok özel bir yere sahiptir.

Yanına her girdiğinde mutlaka ayağa kalkarak karşılar, yanına oturturdu. Fatıma da babasına karşı aynı şekilde davranır.

Kızına duyduğu sevgiyi ifade ederken:

– Fatıma benim parçamdır, ona eziyet veren bana eziyet vermiş olur.

 ccc

Hz Ayşe ile evli olduğu zamandır. Yaşlı bir kadın evlerini ziyaret eder. Efendimiz (sav) onu tanımıştır. Fakat yine de ismini sorar. Kadın:

– Cessame (çirkin şey), diye cevap verir.

Efendimiz (sav) düzeltir:

– Hayır! Sen Cessame değil, Hassane’sin! (güzel şey)

Bunun dışında da, yaşlı kandına yaptığı iltifatların çokluğu Hz.  Ayşe’nin dikkatini çeker ve kadın gittikten sonra sormaktan kendini alamaz:

– Ey Allah’ın Elçisi! Bu kadına ne çok iltifat ettiniz?

Efendimiz (sav), gözleri bulutlu cevap verir:

– Bu kadıncağız Hz. Hatice’nin arkadaşı idi, onunla evli olduğumuz yıllarda bizi sık sık ziyaret ederdi.

 ccc

Kızı Hz. Fatıma’nın evlenme arefesiydi. Kızının çeyizi serildiği zaman çok duygulanmış, müteessir olmuş, gözleri yaşarmıştı. Bu durum, Hz. Fatıma’yı da duygulandırmış, babasına: “Canım babacığım! Bu mutlu günümüzde sevinmen gerekirken neden ağlıyorsun?” diye sormuştu.

Mahzun Peygamber (sav) yaşlı gözlerle şu cevabı vermişti: “Anneciğini, Hatice’yi, hatırladım. Senin gelin olduğunu, serilen çeyizini görmeyi ne kadar arzu ederdi, bu gününü görmeyi çok istiyordu.”

 

Sosyal Hayat

 

Efendimiz (sav) gıybet ve dedikodunun en hafifine bile kapı açmıyordu.

Hz. Ayşe anlatıyor: Hz.Peygamber (sav)  Safiye’den (Validemiz) bahsediyordu.Onu biraz methedince ben:

 “İyi ama onun boyu kısa.” dedim. Efendimiz bana döndü:

“Öyle bir söz söyledin ki denize karışsa onu bulandırır.”

 ccc

Bir sahabi gelerek, dilenir. Bundan hoşnut olmaz, herkesin kendi ayakları üzerinde durmasından ve kimseye yük olmamasından yanadır. O'nu bir şeyler verip göndereceği yerde, sorar:

Evinde para eder eşyan var mı?

– Örtü ve yatak olarak kullandığım bir çul ve su içtiğim bir kap var.

– Git onları getir!

Eşyalar mescide gelince açık artırmayla satışa çıkarılır. İki gümüşe satılır. Efendimiz (sav) paraları uzatarak:

– Bir gümüşle yiyecek al. Diğeriyle de bir balta alarak bana getir.

Arkadaşı söylenenleri yapar. Elinde balta ile geldiği sırada Efendimiz (sav) kendi elleriyle baltaya bir sap hazırlamaktadır. Ve baltayı sapa takarak, arkadaşına uzatır:

– Şimdi ormana git, odun kes ve sat. On beş gün sonra görüşelim, der.

Sahabi on beş gün sonra gelir. Yüzü gülmektedir.

– Ey Allah'ın Elçisi! 10 gümüş biriktirdim, diyerek paraları gösterir.

Allah'ın Elçisi de tebessüm ederek:

– Şimdi bunlarla biraz yiyecek ve giyecek al. İhtiyaçlarını gör ve unutma: “Kendi kendine yetmek bir insan için dilenmekten daha onurludur. Dilenmek sadece hasta ve sakat olanlar içindir.”

 ccc

Çarşıda dolaşmaktadır.

Bir dükkanın tezgahında duran buğday çuvalına elini daldırır. Üstteki buğdaylar iri, parlak ve kalitelidir. Fakat çuvalın içinden eline ıslak ve kötü buğdaylar gelir. Kaşlarını çatarak satıcıya nedenini sorar:

– Böyle yapmazsam satamam, cevabını alınca da:

– Aldatan bizden değildir, der.

Emir verir, ıslak buğdaylar çuvalın üzerine çıkarılır ve öyle satılır.

 ccc

Medine'de kıtlık yaşanmaktadır. Aç bir müslüman dayanamayıp bir bahçeye girerek ağaçlardan hurma toplar ve yer. Fakat bahçe sahibi tarafından yakalanır. Dövülür ve yediği hurmalara karşılık olarak elbiselerine el konulur. Sonra da fakir hırsız, yanında kendini döven ve soyan bahçe sahibi olduğu halde Efendimiz (sav)'in yanına gelir. Fakir hırsız gördüğü davranıştan ötürü bahçe sahibini şikayet eder. Efendimiz (sav), her ikisini de dikkatle dinledikten sonra bahçe sahibine döner:

– O cahildi, sen ona öğretmeliydin; o açtı, sen onu doyurmalıydın.

Bahçe sahibi önce fakir hırsızın elbiselerini iade eder sonra da ona attığı dayağa bedel olarak kendi ambarından yüz seksen kilo buğday verir.

ccc

Eşi Hz. Safiyye’yi bazı insanlar “Yahudi kızı” diyerek küçük görmek ister, kızdırırlar. O da gidip üzüntüsünü Efendimiz (sav)’e açar. Allah’ın Elçisi, Hz. Safiyye’ye:

– Bak, bir daha aynı şeyleri söyleyecek olurlarsa sen de şu cevabı ver: “Benim kocam Muhammed, babam Harun, amcam da Musa’dır. Bu durumda ben hepinizden daha üstünüm!”

 ccc

Zahir çölde yaşayan müslümanlardandır.

Ciddi bir problemi vardır. Doğuştan gelen bazı fizyonomik kusurları nedeniyle insanlar arasında görünmek istememektedir. Mecburen topluma karıştığı zamanlarda ise “herkes bana bakıyor” kompleksi ile ezilmekte, sıkıntı çekmektedir. Efendimiz (sav) de Zahir’in bu probleminin farkındadır.

Zahir, Medine çarşısının en kalabalık olduğu bir saatte alışveriş yapmaktadır. Efendimiz (sav) sessizce arkasından yaklaşır elleriyle Zahir’in gözlerini yumar. Kendisine bu şakayı yapanın, kokusundan Efendimiz (sav) olduğunu anlayan Zahir ise duyduğu mutluluktan adeta kendinden geçmiştir. Peygamberlerinin o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını bilen müslümanlar hayretten büyüyen gözlerle etrafına yığılırlar.

Efendimiz (sav) tebessümle seslenir:

– Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?

Zahir, bir yandan yaşadığı süpriz iltifatın şokuyla, diğer yandan ise ömrü boyunca bütün bilincini doldurmuş olan o kompleksin etkisiyle:

– Yemin olsun ki Ey Allah’ın Elçisi, beş para etmez bir köleyi satmaya çalışıyorsun.

İşte Efendimiz (sav)’in beklediği fırsat ta budur. Efendimiz (sav) o anda şakayı keser, ciddileşir. Zahir’i göstererek ve kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek:

– Hayır! Andolsun ki Allah ve Allah’ın Elçisi katında senin değerine paha biçilmez!

O gün, Zahir’in hayatının bayram günüdür. O andan itibaren Zahir, hiç kimse karşısında en küçük bir sıkıntı hissetmeden, rahat ve başı dik olarak yaşayacaktır.

ccc

Arkadaşlarından biri mescide girer. Saçı sakalı dağınık, birbirine karışmıştır. Efendimiz (sav)’in yüz ifadesinin değişmesinden hoşnutsuzluğu belli olur. Mesajı alan sahabi hızla çıkar, tıraş olur, temizlenir ve geri dönerek O’nun önüne mahçup, gülümser bir edayla oturur. Efendimiz (sav) de gülümsemektedir şimdi.

– Birinizin şeytan gibi saçı başı dağınık olması yerine, böylesi daha iyi değil mi? der.

 ccc

Bir sahabi Efendimize bir keler (çölde yaşayan bir canlı) hediye eder. Fakat o alışkın olmadığı için keler yememektedir. Bunu bilen Hz. Ayşe, keleri o sırada kapıda yiyecek isteyen bir fakire vermek için O'nun iznini ister. O ise izin vermez:

Kendi yemediğiniz, iğrendiğiniz bir şeyi fakirlere de veremezsiniz.

 

Gülümserken

Efendimiz (sav), şaka yaparken bile asla yalan söylemezdi.

Hanım sahabilerden biri  Resullullah’a (sav) ürkek bir şekilde çekinerek bir dileğini anlatmakatadır.

Efendimiz onu rahatlatmak ister.

Bir ara sözünü keserek sorar:

– Sen şu gözünde ak olan kişinin eşisin, değil mi?

Hanım sahabi şaşırarak:

– Ey Allah’ın Elçisi, benim kocamın gözünde ak yoktur.

– Her insanın gözünde ak olur.

Kadın sahabi anlar ve tebessüm eder.

 ccc

Bir yolculuk sırasında Enceşe isimli bir arkadaşı develerinin önünde, daha hızlı yürümeleri için şarkı söyleyerek tempo tutmaktadır.

Şarkı hızlanır, tempo yükselir ve develerin sürati de artar.

Develerin üzerinde bulunan hanımlar için endişeye kapılan Efendimiz (sav) Enceşe’ye seslenir.

– Enceşe dikkat et! Billurlar kırılmasın!

  ccc

Yaşlı bir kadın mescide, Efendimiz (sav)’in yanına gelir ve

– Ey Allah’ın Elçisi, benim için dua et de Allah beni cennetine koysun. Efendimiz:

– Yaşlı kadınlar cennete giremez, der.

Kadın üzülür, neredeyse ağlayacaktır.

Efendimiz (sav)’in yüzünde bir tebessüm yayılır:

– Üzülme, yani yaşlı değil, bir genç kız olarak cennete gireceksin, der.

 ccc

Bir arkadaşı kendisinden bir binek devesi ister. O:

– Olur,seni bir dişi deve yavrusuna bindirelim, der.

Arkadaşı şaşırarak, itiraz eder:

– İyi ama Ey Allah’ın Elçisi, ben dişi deve yavrusunu ne yapayım. Bir işime yaramaz ki!

Bunun üzerine peygamberimiz:

– Bütün develer bir dişi devenin yavrusu değil midir? der.

 

İnsanlardan bir insan olma

O kendi işini kendi görmekten hoşlanırdı. Arkadaşları bütün işini yapmaya hazır olmalarına rağmen bunu istemezdi. Evdeyken, elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sağar, develeri bağlar ve yemlerini verirdi.

Ayrıca, ayakkabılarını ve delik su kırbalarını tamir eder, hiçmetçilere de yardım ederek onlarla birlikte hamur yoğururdu.

Çarşıdan yiyeceğini kendi taşır, birisi “Ey Allah’ın elçisi! İzin ver ben taşıyayım” dediğinde, “her mümin taşıyabiliyorsa kendi yükünü kendi taşısın” derdi.

 ccc

Arkadaşalarından Rabia oğlu Amir’le beraber mescide gitmektedir. Ayakkabısının bağı çözülür. Amir hemen atılıp, bağlamak ister. Efendimiz (sav) engel olur, kendi bağlar. Bir yandan da Amir’e hitap eder:

– Bu, başkasına hizmet gördürmektir. Ben ise başkasına hizmet gördürmeyi sevmem.

ccc

Bedir’e doğru yol alınmaktadır. Deve azdır, ancak üç kişiye bir tane düşer ve sırayla binilir. Efendimiz (sav)’le aynı deveyi paylaşan arkadaşları kendi haklarından gönüllü olarak vazgeçerler. Sürekli O’nun binmesini isterler. O ise kabul etmez:

– “Siz” der, “benden daha güçlü değilsiniz. Kaldı ki bende sizin kadar sevap kazanmaya muhtacım.”

ccc

Sahabe naklediyor: “Bir gün aklından zoru olan bir kadın geldi, Allah Resulü’nün elinden tutarak çekti ve O’na: “Gel benim evimdeki şu işimi gör.” dedi. Kadın Allah Resulü’nün kolundan çekiyor, O da arkasına takılıp gidiyor, derken sahabe de onların arkasına düşüyor. Ve Allah Resulü gayet rahat bir şekilde kadının dediği işi görüyor, sonra geri dönüyor. Bu iş, belki bir ev süpürmek, belki de yıkanmış çamaşırları sıkmaktı. İşin şekli ne olursa olsun, Allah Resulü bu işi yapmıştı. Zira O, kimseyi üzmeyen, darıltmayan bir insandı. O, saygı insanıydı ve O’nun bu hareketi asla zillet de değildi.

ccc

 Bir yolculuktadırlar... Yemek için mola verilir. Arkadaşlarının her biri bir görev üstlenir. Hz Muhammed(sav) de:

– "Ben de ateş için odun toplayayım", der

Arkadaşları önüne geçmek isterler.

– Ey Allah'ın Elçisi! Siz dinlenin biz o işi de görürüz.

Efendimiz (sav) bütün ciddiyetiyle cevaplar:

– "Gerçekten bunu isteyerek yapacağınızı biliyorum. Ancak ben bir topluluk içinde ayrıcalıklı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Bunu Allah da sevmez." Ve odunları toplamaya koyulur.

ccc

Hz. Ömer kendisinden Umre yapmak üzere Mekke'ye gitmek için izin ister. O sevinerek izin verir ve öğütler:

– "Kardeşim! Duanda beni de unutma."

O gün Hz. Ömer'in anlatımıyla hayatının en sevinçli günüdür.

 ccc

“Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" der. Koşu yarışı yapan çocuklar görünce O da aralarına karışır. Kazananı ödül olarak devesinin üzerine alır ve Medine sokaklarında gezdirir.

ccc

Mescid’e yakın bir yerde Habeşistanlı zenci müslümanlar yerel bir oyun oynamaktadırlar. Efendimiz (sav)’in aklına eşi Ayşe gelir. Eve gider ve

– Ayşe, gel sen de seyret, der.

Hz. Ayşe, oyunu,

– Ben de yanağımı Allah’ın Elçisinin omuzu üzerine koyarak seyretmeye başladım, diye anlatır.

Oyun uzun sürer, Efendimiz (sav) arada bir

– Doymadın mı? diye sorar. Hz. Ayşe kendi deyimiyle

“Bana olan sevgisini denemek için”

– Hayır! diye cevap verir. Efendimiz (sav) yorulmasına rağmen sesini çıkarmaz. Ayak değiştirerek dikilmeye devam eder.

 

Ona olan sevgi

Yeryüzünde hiç bir insan Hz.Muhammed (sav) kadar sevilmemişti.  “Mâ-u Rec’i” gazvesi sonunda, Hubeyb b. Adiyy (ra), gözü dönmüş, kin ve intikâmla köpürüp duran inanmayanlar tarafından idam sehpasına çıkarıldığında, şu soruya muhatap olmuştu:

“Şu anda senin yerine Muhammed’in idam edilmesini arzu eder miydin?”

Cevap kesin, net ve tavizsizdi:

“Hayır, vallahi, benim kurtuluşum pahasına dahi, O’nun ayaklarına bir dikenin batmasına razı olamam.”

Ve Hubeyb, idam sehpasında verdiği bu cesaret örneğinden sonra ellerini açar: “Ya Rabbi, buraya gelirken Senin Habibin’e veda edemeden geldim, benim selâmımı O’na ulaştır” der.

Tam o esnada Allah Resûlü (sav) ashabıyla oturmuş konuşurken, birdenbire doğrulur ve:

 “Selâm sana ey Hubeyb” der.

Yanındakiler ne olduğunu sorunca da gözyaşları içinde: “Müşrikler Hubeyb’i şehid ettiler. Son anında bana selâm gönderdi ve ben de selâmını aldım” buyururlar.   

 ccc

Ümmü Seleme anlatıyor:

– O vefat ettiği gün biz biraraya toplandık. Hep ağlıyorduk. O gece sabaha kadar uyumadan ağladık. Cenazesini aramazda görmekle biraz teselli bulduk. Seher vaktiydi, ansızın kazma kürek sesleri işittik. Ağlamamız şiddetlendi. Mescidde toplanmış olan arkadaşları da ağlıyordu. Adeta bütün Medine tek bir hıçkırık olmuş, sarsılıyordu.

O günleri unutamayız.

 ccc

Uzun ömürlü olması için Efendimizden dua alan, on sene yanında durup hizmetine bakan Enes bin Malik, yüz yaşına kadar yaşadı. Vefatına yakın çevresini saran torunlarına onu anlatıyordu.

– Efendimden ayrılalı seksen sene oldu ve Allah’a yemin ederim O’nu rüyamda görmediğim bir tek gece geçirmedim.

ccc

Şefaat Ufku

“Bir hadislerinde Allah Rasulü, ümmeti içinde büyük günah işleyenlere şefaat edececğini bildirmektedir.

Günah-ı kebaîr işlemiş, düşmüş kalkmış, yer yer sürüm sürüm olmuş ve kirlenmiş, fakat ümidini yitirmemiş, ümitle ve zayıf da olsa imanla Huzur-u Risaletpenâhî'ye varabilmiş, Rasülü Ekrem'in şefaat atmosferi içine girmiş ne kadar mücrim varsa herkese bir beraattir bu.

Allah (celle celaluhu) O'na: "Şefaat et, şefaatin kabul görecektir." buyurmuşsa, O da bu teveccühü değerlendirecektir.

Evet, Cenab-ı Hak, Habibi, başını yere koyup, "Ümmetim, Ümmetim!" diye yalvardığında O'nun içine su serpecek ve rahmet esintili şu sözleri söyleyecektir: "Ya Muhammed! İrfa re'seke işfa tüşeffa Ya Muhammed! Başını kaldır. Şefaat et! Şefaatin makbuldür bugün."

İşte bu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah Rasulü'nün, günah-ı kebair işlemek suretiyle cennet yolundan aşağıya düşmüşlere yeniden çizgilerini bulma manasında bir rahmet zuhuru ve tecellisidir. Cenab-ı Hak, istifadeye muvaffak kılsın.”***

 

Salat-ı Tefriciye:

Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yusteskal ğamâmu bivechihil Kerîmi ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek.

Kendisiyle düğümlerin çözüldüğü, sıkıntıların açılıp zâil olduğu, ihtiyaçların yerine getirildiği, arzu, istek ve güzel neticelere ulaşıldığı, kerim yüzü suyu hürmetine yağmur istendiği Efendimiz Muhammed'e, Onun âl ve ashabına her göz açıp kapama, her nefes alıp verme, Sana ma'lum herşey sayısınca kâmil salât ve eksiksiz selâm et Allahım.

Kaside-i Bürde’den:

Hüve'l-habibüllezî türca şefaatühü,

Li külli hevlin mine'l-ehvali muktehimi,

Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ,

Alâ Habibike hayri'l-halki küllihimi.

 

O öyle sevgili bir peygamberdir ki,(Kıyamet günü) dehşetli korkulardan biri hücum ettiği zaman Onun şefaati umulur.

Mevlam! Daima ve ebediyyen salat ve selam eyle;

Bütün varlıkların en hayırlısı olan Habibine.

 

    Anasayfa

MZ

 

<% 'say=say+1 Session("say")="2" %>