<% dim say if Session("say") ="" then %> <% else end if %>

 

Kurban kesmek… hayvanlar acı duyar mı?

Acı duymak Allah’ın yarattığı varlıkların kendilerini korumaları amacıyla o varlıkların programına koyduğu bir “his”tir.

Yanı “acı” yaratılmış bir histir. Eğer acı duymasaydık ne hastalıklarımızı önemseyecek, ne de vücudumuza zarar vermekten kaçınacaktık. Hipnozda bu acı bypass edilir. Anestezide de hakeza.

Allah tüm varlıklara belli şuur dereceleri vermiştir. Taşın şuuru en alttaysa ona göre bitkiler daha şuurludur. Şuur derece derecedir.

Hayvanların “zaman” algıları, “annelik babalık” algıları insana benzemez.

Bir domatesi kestiğinizde domates o keskin bıçağa rağmen acı duymaz. Çünkü onun programında insana “gıda” oluş esastır. Bir karpuz bölündüğünde varlık gereğini yerine getirir. Yani acı duymaz.

Sonuç olarak “acı” varlık programına canlıların kendilerini zayi etmemeleri ve korumaları için konmuş bir “lütuf”tur.

Allah, Kur’an-ı Kerim’de koyun, keçi, sığır… hayvanları bize anlatırken onların insan gayeli birer varlık olduklarını anlatır. Bu hayvanların yaratılış amaçları insanın beslenmesidir.

Koyun, inek süt verir. O sütün içilmesi yanında yoğurt ve peynir üretilir. Sonra derilerinden istifade edilir.

Koyunun sütü sağılırken koyun ıstırap duymaz. Çünkü yaratılış amacını yerine getirmektedir. Bu biçimde bu hayvanlar insana dönük faydalarını o şuurun belirli sınırları dâhilinde “mutlulukla” yerine getirir.

Bu hayvanların insanın beslenmesi amacına yönelik en önemli ürünleri “et”leridir.

Bir portakalın dilimi ne ise, bir koyunun eti odur.

Bu nedenle etlerinden istifade ettiğimiz hayvanların kesimi sırasında ıstırap duyduklarını düşünmek yaratılış mantığına zıttır. Bu hayvanlar varlık nedenlerini yerine getirirken kendi şuur mertebelerinde bir nevi “kulluk” yapmaktadırlar.

Bu hayvanların kurban edilirken Allah’ın adı anılarak kesilmeleri bir bakıma onların kendi hayat mertebelerinde “şehitlik”leri sayılabilir.

Onların zahiri çırpınışları kesilmek için yatırılmaktan değildir. Normal her hayvan o tür bir yere yatırılmada refleks göstererek çırpınır.

Onlar can verirken yaptıkları işin özü, yaratılış gayelerini “kurban” olarak taçlandırmak.

Allah’ın Rezzak isminin gereğini yerine getirirken onların ıstırap çektiğini düşünmemiz Allah’ın rahmetini, merhametini anlayamamamız anlamına gelir.

Allah’ın insan için yarattığı varlıklar, Allah’ın adıyla kesilirken sadece onlar için takdir edilen hayat mertebesin en üst hazzını hissederler. Acı duymaları bize öyle görünse bile mümkün değildir.

İnsan şehit olur, ahirete gittiğinde tekrar dünyaya dönüp, tekrar oo şehitliğin hazzını duymak istediğini söyler.

Bin bir günahlı insan bile şehit olurken o günahlardan soyunup en büyük seref ve hazla melekler gibi günahsızlığa giderken varlık gayelerini yerine getiren hayvanların ıstırap çektiğini düşünmemiz onların Yaratanına saygısızlık olur.

Hele Kurban bayramında kesilen hayvanlar…

 

İKİ İKTİBAS:

...Çünkü hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar. Hâlikına şükreder.

Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, bir şey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister, fakat o his dahi gider. O elemden de kurtulur. Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlahiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. Hususan masum hayvanlar hakkında daha mükemmeldir.(Asayı Musa,3.mesele)

”Hem o Rahmân'ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda mücâhede işinde telef olan bir nefere şehâdet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor.” 17. Söz

“Hayvanlar, insanlar gibi mükellef olmadıklarından, ruhları kabzedilirken belki hiç acı duymazlar. Tepinmeleri adalî, asabî ve bilmediğimiz, tatmadığımız daha başka bir durum ve keyfiyetin ifadesidir. Kim bilir, belki o çırpınma içinde kendi âlemlerine has bir lezzet de duyuyorlardır.

Her tepinenin acı çekmesi gerekmez ki... Önce de geçtiği gibi, kesilen hayvanda müşahede edilen durumlar, tamamen asabî ve adalî ihtilaçlardan ibaret olabilir... Hem, hayvanın acı çektiğini hayvan olmayan nereden bilebilir? Bir defa, sen hiç hayvan olmadın ki! Her şey gözden ve gözün gördüğünden ibaret midir ki, hayvan hesabına ve onun canı adına karar verilebilsin!

Üçüncüsü, kâinattaki her varlıkta daima bir üst mertebeye çıkma meyil ve şevki vardır. Bitkiler, "hayvanlar ve insanlar bizi yesin de, hayat derecemiz yükselsin" diye âdeta yarışır. Hayvanlar da, insan bedenine geçerek, hayatiyetlerini şuurlu ve ebede namzet bir vücutta devam ettirmek ister gibi bir yarış içindedirler. Evet, hayvanlarda akıl, şuur ve idrak yoktur ama, onlar da, Yüce Kanun Koyucu'nun kanununa uyarlar. Öyleyse bırakın hayvanlar, insana misafirliğe gidiyoruz diye çırpınmaya devam etsin!..

Dördüncüsü, belki de hayvan kendi âlemine has bir lezzetin ifadesi olarak böyle çırpınmaktadır...

Burada şu nükteyi de kaydedelim: Müslüman, Hakk'a teslim olmuş insan olarak her şeyini Allah yolunda feda eder ve şehit olur. Şehit olmak da, bir nev'i kurban olmak demektir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi şehitler, kurban olmaktan bambaşka bir lezzet alırlar ama dışarıdan baktığınızda onları da çırpınıyor görürsünüz. Oysa hakikat, tamamen başkadır.

Melek eliyle getirilip, Hz. İsmail (aleyhisselâm) gibi Allah'ın ekrem kulu, nebisi ve halifesi bir insana karşılık kurban olsun diye takdim edilen bir hayvan –tabir caizse– hayvanlar âleminin şehidi için "Hayır, acı çekmiyor, belki kendine has bir lezzet alıyor." dersek, herhâlde gerçeğe daha yakın bir yaklaşım ve tespitte bulunmuş oluruz. Kaldı ki, biz bunu ibadet adına yapıyoruz.” www.fgulen.com

 

    Anasayfa

 

<% 'say=say+1 Session("say")="2" %>