|
Kirli fincanlar ve aydınlık İslam
Kur’an-ı Kerim gibi bir aydınlık ve nur
önümüzde duruyorken,
Efendimiz (sav) gibi bir rehber yol
gösteriyorken,
Niçin çoğu Müslüman bu kadar perişan, cahil
ve görgüsüz?
Niçin (sözde) İslam ülkeleri bu kadar
derbeder ve harap?
İçinde kahve içilmiş bir fincanla getirilen
çayı içebilir misiniz?
Ya, bira içilmiş bir bardağa doldurulmuş
gazozu, sütlü kahveyi?
Veya yıkanmamış boza bardağında gelen zemzem
suyunu?
İslamı temsil etmesi ve İslamî görüntü
taşıması gereken bir mümin, mümin
sıfatlarının yanında kafir ve münafık
sıfatları da taşıdığında ortaya çıkan
görüntü bardak örneğinden farklı
olmamaktadır.
Bundandır ki biz:
yalan söyleyebilen bir mümine,
faiz yiyebilen Müslüman bir esnafa,
fütursuzca harama bakabilen bir imama,
sözünde durmayıp borcunu ödemeyen bir
hacıya,
emanete riayet etmeyen hocaya,
işçisine zulmeden bir dindar fabrika
sahibine rastlayabiliyoruz.
Evet, her insan doğumundan itibaren
çevresiyle, etrafındaki insanların
davranışlarıyla beslenir.
Farkında olmadan hayata dair yüzlerce
prensiple ahlakını oluşturur.
Cömert baba cömertlik,
Aksi ve hırçın anne asabiyet aşılar.
Yalan, yalan doğurur.
Kirlilik, pasaklılık yapar,
Uyanıklık kabul edilen sahtekârlıkla besili
pazarlamacılık da aynı ahlakı taşıyan
karakterler oluşturur.
Bir bakıma insan, ‘Çevre’nin çocuğudur.
(istisnalar…)
İnsanın “ruh heykeli”ni
aile, akraba, arkadaş; okunan kitaplar,
ilkokul, lise, üniversite ortamı; TV
programları, seyredilen filmler gibi
kaynaklar oluşturur.
Bu sayılan kaynaklar ‘islamî’ değilse, bu
kaynakların çocuğu olan biz de doğru dürüst
Müslüman olamayız.
Ve bu karışık ruh yapısıyla biz İslamı
temsil ederken
Her zaman için sadece bira kalıntılı gazoz,
kahveli çay, bozalı zemzem olarak
Müslümanlığı sunarız.
Ve böylece bu durumun nefsimize verdiği
zarar bir yana İslamı, ruh ve beden
kirliliğimizle gölgeleyerek dine zarar
veririz.
Allah Resulü (sav) in “ümmiliği” bu tür bir
mutlak arınmışlığı ifade eden ruh ve dimağ
saffetidir ki vahye mazhariyeti doğurmuştur.
Bu tür bir arınmışlıktır ki sonraki
asırlarda müçtehitler yetiştirmiştir.
Bu mülevves asra gelince de (istisnalar
dışında) sadece kendini müçtehit sanan
beyaz, siyah palyaçolar boy göstermiştir.
Her mümin kıyafetine hassasiyet gösterdiği
kadar, ayna karşısında kendini incelediği
kadar, ruh keyfiyetini sürekli gözden
geçirmeli, İslamî olmayan ahlak, huy, adet
ve davranışlarını tashih etmelidir ki ilahi
ilhamlara mazhariyete liyakat kazansın.
Ama kendini en iyi Müslüman olarak görüyor,
mükemmel bir mümin olduğunu sanıyorsa,
çevresini sadece Müslümanlığa karşı ürkütür.
Evet İslamî olma İslamî kitap ve kaynaklarla
beslenme ile mümkündür. İslam referanslı
olmayan beyinlerce yazılmış kitapları okuya
okuya dumura uğramış ve kirlenmiş beyinler
temizlenmedikçe o dimağlarla ifade edilen
her islamî cümle kirli kadehlerde sunulmuş
zemzeme benzer.
Evet
insan, hem davranışlarını hem dimağını
tashih etmedikçe -eğer hedefliyorsa- kâmil
mümin ve müslim olamaz.
Kitap okumayan, televizyon başında lak lakla
ömür tüketen bir insan ne kadar kendini
yenileyip davranışlarını tashih edebilir ki?
Evet gelecekten ümitvâr olmak, güzel
hülyalar kurmak ancak ruhunu tasaffi etmiş,
İslam olabilmiş fertlerle mümkündür. Ötesi
ancak ham hayâl olabilir.
Hem yalan söyle, hem sözünde durma, hem
nefsini her durumda kayır, günah, haram-
helal endişesi taşıma, sonra da insanlar
neden islama koşmuyorlar de!
Şu an dünyanın bazı yerlerinde İslama
yöneliş varsa, bunun sebebi; oralardaki bir
avuç sâf ve dupduru müminin islamı hakkıyla
temsil etmesidir.
“Melikin atiyyelerini matiyyeleri taşır.”
“Biz imana ve İslama ait değerleri gerçek
manada hayatımıza hayat kılabilirsek, sair
dinlerin salikleri fevc fevc, kabile kabile
bu dine dehalet edeceklerdir.” |