|

(Daha kapsamlı araştırmalar
temennisiyle...)
İslam Dünyası niçin geri?
“Bugün İslam dünyasının, özellikle de Arap âleminin, hiç de parlak
bir durumda olmadığında sanırım çoğumuz hemfikiriz.
Demokrasiden eser yok, özgürlükler mumla aranıyor,
sosyo-ekonomik düzey çok geri.”
“Din sosyologları çok iyi bilirler ki, din dediğimiz
olgunun içinde, onun ilk baştaki ‘ilahi’ özü
dışında, pek çok ‘insani’ ve ‘tarihsel’ unsur da
vardır. Hatta bu ikinciler giderek daha da baskın
hale gelebilir. ‘İslam dünyası niye bu halde’
sorarken işte bu ‘insani’ ve ‘tarihsel’ unsurları
mutlaka hesaba katmak lazım.”
“Dokuzuncu yüzyılda İspanya’da yaşayan Paul
Alvarus adlı Hıristiyan düşünür, dindaşları arasında
hızla yayılan ‘İslam hayranlığı’ndan yakınarak şöyle
yazıyordu:
‘Hıristiyan gençler, Arap şiir ve yazılarını
hatmeder oldu. Arap ilahiyatçı ve filozoflarını,
onları çürütmek için değil, Arapça’yı daha zarif
konuşmak için okuyorlar. Latince’yi, Kutsal Kitabı,
İnciller’i unuttular!’ (People of the Book, Zachary
Karabell, s. 67)
Bu sözler, dikkat ederseniz, günümüz Müslüman
toplumlarındaki ‘Batı hayranlığı’nı eleştiren
aydınların serzenişlerine çok benzer. Bu ise bir
tesadüf değildir. Çünkü bugün Batı’ neyse, bundan
bin yıl önce ‘Doğu’ oydu. Özellikle İslam dünyası,
yeryüzünün en ‘ileri’ coğrafyasıydı. İspanya’daki
Müslüman Endülüs devletini gezen Kuzey Avrupalı bir
rahibe, karşılaştığı estetik, temizlik ve ihtişama
hayran olmuş ve Kordoba kenti için ‘dünyanın
mücevheri’ demişti.
Bu görkemin altında ‘Ortaçağ İslam medeniyeti’
yatıyordu. İslam’ın getirdiği küresel vizyonla
‘kabile’den sıyrılıp ‘imparatorluk’ kuran Araplar,
Yunan, Bizans, Yahudi ve Pers medeniyetlerinin
mirasını da değerlendirerek, bilim, felsefe, tıp,
sanat, mimari gibi farklı alanlarda büyük atılımlar
kaydetmişti. Amerikalı Musevi tarihçi Martin
Kramer’in ifadesiyle ‘Eğer 1000’li yıllarda Nobel
ödülleri dağıtılıyor olsaydı, neredeyse tümünü
Müslümanlar alırdı.’
Bütün bunları hatırlamak gerek, çünkü İslam
dünyasının günümüzdeki sorunlu haline bakarak,
‘Sorun, İslamiyet’in ta kendisidir; bu din gelişmeye
engeldir’ diyenler var. Eğer bu yargı doğru olsaydı,
Müslümanlar Ortaçağ’daki parlak medeniyeti
yaratamazdı.
Gerçekte sorunun özü, ‘modernite’nin Batı dünyasında
doğup gelişmesi, İslam dünyasının ise bu süreçte çok
geri kalmasıdır. Bu geride kalmanın sebebi olarak
laikçiler ‘fazla dindarlaşmayı’, bazı muhafazakarlar
ise ‘dinden uzaklaşmayı’ gösterirler. Oysa sebepler
coğrafi, ekonomik, siyasi ve kültüreldir. Sabri
Ülgener veya Erol Güngör gibi merhum aydınlarımız
bunu zamanında ustaca açıklamışlardı.”
“ ..Ojektif ve sözü dinlenir bir entelektüel olan
Graham Fuller’ın Foreign Policy dergisinin Şubat
2008 sayısında yayınlanan ‘A World Without Islam’
(İslamsız Bir Dünya) başlıklı uzun makalesini
önereyim. ‘Bugünlerde ‘İslam olmasa dünya ne güzel
olurdu’ diye düşünenler var’ diye söze giren Fuller,
bu ‘analiz’in ne kadar yüzeysel ve yanlış olduğunu
detaylıca gösteriyor. Ortadoğu’nun bugünkü
sorunlarının, Batı sömürgeciliği de dâhil olmak
üzere, bir dizi tarihsel süreçten kaynaklandığını
anlatan Fuller’e göre, ‘Eğer Ortadoğu Müslüman değil
de Hıristiyan ağırlıklı olsaydı, bugün yaşadığı
sorunların hepsini yine yaşıyor olacaktı’.
Gelin, Fuller’in yaklaşımıyla biraz da kendimize
bakalım. Bu ülkedeki kimi ‘laikçiler’, en az
yüzyıldır, ‘İslam yüzünden geri kaldığımızı’ söyler
veya ima eder. Bunu söylerken, ‘dinciler’in bağnaz,
hoşgörüsüz, şekilci ve yeniliklere kapalı olduğunu
da vurgularlar. Ama bu saydıkları olumsuz vasıflara
kendilerinin de fazlasıyla sahip olduğu, son
yıllarda ayan-beyan ortaya çıkmış durumda. Demek ki,
bağnazlık, hoşgörüsüzlük, şekilcilik ve yeniliklere
kapalılık, dinin bir ürünü değil; dindara da seküler
olana da bulaşabilen, kendi başına ayakta duran
sorunlar.”
Alıntı: Mustafa Akyol, İslam Dünyası niçin geri I,II,
Star Gazetesi |