|
Giriş-Hizmet nedir?
‘Geçici Olarak’
Hizmette Bulunanlar
‘Hizmet’le Aynı
Yörüngede Olmama ve
‘Hizmet’e
Layık Olmamanın Belirtileri
Neler ‘Hizmet’te
Bulunmanın Garantisidir?
Hizmette Bulunmanın En
Büyük Garantisi
Hizmet Müesseselerinde
Edinilen Beceri
ve İlmin Dışarıda Kullanımı
Hizmette Bulunan Bir
Fert Hangi İmtihanları Yaşayabilir?
Size Bunları Reva
Görenlere Gelince
Hizmete Dönüş Olabilir
mi?
Bütün Bu Olanlara
Seyirci Kalanlara Gelince
Ayrılanlara vefa
Bize düşen:
Giriş
Hizmet
nedir?
Yeryüzünde herkes bir şeyler pazarlıyor,
alıyor, satıyor, ticaret yapıyor.
Ve sattıkları malın tanıtımına, reklâmına
kafa yoruyor, bu malları müşterilerine
beğendirme telaşıyla ömür geçiriyorlar.
Sonucunda bu ticari niyet ve yatırımlarının
karşılığını alıyorlar. Zengin oluyorlar,
villa köşk sahibi oluyorlar, son model
arabalara binebiliyorlar. Veya bütün
çalışmaları boşa gidiyor dünyayı da elde
edemiyorlar.
Fakat 4 milyarı aşkın bu insan topluluğu
içinde bazı insanlar da var ki onların
dünyaya bakan, sonucunda dünya mülkü
kazanılan bir yatırım hevesleri yok.
Onların tanıtmayı, anlatmayı düşündükleri ve
reklâmını yapmak istedikleri varlık tümüyle
şu kâinatın sahibi olan Allah.
Tek bir amaçları var:
O da
insanlara Allah’ın varlığını anlatma,
insanları gerçek ‘insan’ haline yükseltme,
Allah’a ulaşmalarına zemin hazırlama.
Bütün
bu düşüncenin ve niyetin sonucunda oluşan
aksiyona ‘hizmet’ diyoruz.
İnsanlar kimi zaman iradelerini kullanarak
‘hizmet’i tercih ederler.
Kimi zaman da hasbelkader olayların,
şartların, ortamın yönlendirmesiyle veya
zorlamasıyla kendilerini hizmetin içinde
bulurlar.
İnsanın hizmetin içinde bulunuyor oluşu,
ölene kadar orda bulunmasının garantisi
değildir.
Kimi zaman hizmet platformuna paraşütle
inilebildiği gibi, daha aşağılardan buraya
tırmanarak da çıkılabilir. Birine
hasbelkader bulunma, diğer yola iradi tercih
diyebiliriz.
Her iki durumda da bir ilahi lütuf söz
konusudur.
Fert hizmette bulunmanın maddi ve manevi
gereklerini yerine getirmediğinde,
liyakatini korumadığında, ahlaki
bozulmalarla çürümeye doğru gittiğinde bu
lütfün kendinden alınma zamanı gelmiş
demektir.
Ve birey ne olduğunu anlamadan kendini
hizmetin dışında bulur.

Bu hayat eğrisinde, hayat boyu dürüstçe
yaşayıp son günlerini bu altın şehrahta
geçirerek ışığa erenler olabildiği gibi,
bize altın şehrahta yürüyor gibi görünen ama
son yıllarında inhiraf edenler de
bulunmaktadır.
‘Geçici Olarak’ Hizmette Bulunanlar
Bu insanlar bu kutsi işe layık değillerdir.
Ama yıllarca bu işin içinde bulunabilirler.
Bu zaman 40 yılı da bulabilir. Ama insan
ortalama 70 yıllık bir imtihan için dünyaya
gönderilmiştir.
Bu zamanın farklı yıllarında farklı
imtihanlarla denenme söz konusu olmasaydı
belki de insan ömrü için 30 yıl yetecekti.
30 yılda denenecek ve gerçek kimliğimiz
ortaya çıkacaktı.
Ama insan, hayatının farklı dilimlerinde
birbirinden farklı psikolojik halleriyle
farklı imtihanlara maruz kalır. Tüm hayat
dilimlerinizi pozitife yönelik olarak
geçirmediyseniz hayatınızın sonuna kadar
hizmette bulunamazsınız.
Hizmetle olan bu geçici beraberlik;
farklı yörüngelere sahip,
farklı açılara,
farklı gaye ve hedefe sahip iki gezegenin
teğet geçerken bir birlerine geçici olarak
temas etmeleri ve bir arada bulunmaları gibi
bir beraberliktir.
Siz, tamamen hizmetle aynı yörüngeye sahip
değilseniz bu geçici beraberliğin bir
noktasında kendinizi savrulmuş bulmanız
mukadderdir.
Bu savrulma sonucunda bir müddet daha benzer
yörüngede olursunuz, eski ama daha sonra
yüzlerce kara delikten birinin çekim
kuvvetine dayanamayıp kendinizi
karanlıklarda bulmanız çok sürmeyecektir.
‘Hizmet’le Aynı Yörüngede Olmama ve
‘Hizmet’e
Layık Olmamanın Belirtileri
Kendinize ait dünyevi planlarınız vardır.
(Rahat bir hayat, lüks bir ev hatta yazlık,
hayat güvencesi gibi kaygılar.)
Hizmette olan insanları hizmetten soğutucu
ahlaki bir iticiliğe sahipsinizdir. Kimse
size yaklaşmak beraber çalışmak
istemiyordur.
Gözleriniz çok kontrolsüzdür. Kur’an’ın
bakmanızı yasakladığı görüntülere bakmayı
kanıksamışsınızdır. Bu durumunuzdan rahatsız
olsanız bile bakmamaya niyet ve azmi sizde
yoktur.
Haram ve helal hassasiyetiniz azalmıştır.
İtikadi problem ve şüpheleriniz baş
göstermiştir.
İnanmadıklarınızı anlatıyorsunuzdur.
Kendinizi herkesten akıllı görmeye
başlamışsınızdır.
(Hafızanızın sınırlı oluşunu anlayabiliyor,
kabulleniyor ama aklınızın da sınırlı
olabileceği, bazı şeyleri anlamaya
yetmeyebileceği hiç aklınıza gelmiyordur.)
Sizin inanç ve itikadınız Allah’a
dayanmıyor, insanlara ve kitle psikolojisine
dayanıyordur. Böyle olunca da insanların
vefasız olması, onlara dayanıyor olarak
ayakta duran sizi yıkıyor, dolaylı olarak
Allah’a vefasızlığa sevk ediyordur.
Yapılan şeyleri küçümsemeye
başlamışsınızdır.
Yapılan tüm işleri eleştiriye
başlamışsınızdır.
Nefsinize ve ailenize hasrettiğiniz
sevginizin karşılığı olarak artık kimse sizi
sevmiyordur.
Gözünüz,
neler yapabilirimden bana layık olduğum şu
makamı verirlerse şunları yaparıma
dönmüştür. (Oysa herkese layık olduğu makamı
verseler 1 Yalova'dan 100 başbakan çıkar!)
Hizmet kanallarını ve itibarınızı şahsi
işlerinizi halletmek, ikbal ve servetinizi
artırmak için kullanıyorsunuzdur.
Hüsnü zan, adem-i itimat prensibi sizde su-i
zan, adem-i itimat haline gelmiştir.
Herkesin niyetini kötü değerlendiriyor, her
olayı birilerinin menfaat arayışı şeklinde
açıklıyorsunuzdur.
Evet, yukarıda sayılan her madde bir
diğerine gebedir, bir diğer olumsuzluğa
geçişin sebebi ve basamağıdır.
Olumsuz adım ve niyetler, olumsuz adım ve
amellerin duası, davetçisidir.
Bu sıfatlar bizde varsa bir an önce aklımızı
başımıza alıp, tövbe edip tashih-i niyette
(niyeti düzeltme) bulunmamız gerekir.
Size
kolunuzdan tutulup bir misyon yüklenmiş ve
sizden o misyonla ilgili hülyalar görmeniz
beklenirken sizin hususi dünyanızı imar
hayalleri kurmanız sizi orada tutan elin
sizi salıvermesine
'Ne halin
varsa gör!' demesine davetiye çıkarır.
Neler ‘Hizmet’te Bulunmanın Garantisidir?
Gaye-i hayalin Allah’ın rızası oluşu.
Kibir, riya ve ucuptan kaçma niyeti ve
gayreti.
Hizmette bulunan insanları sevme.
(İçinizdeki bu sevgi, onların da sizi
sevmelerini sağlar)
Okunması gerekli kitaplar az da olsa kendine
yönelik olarak okumak. (Başkalarına nasıl
anlatırım diye değil!)
Müspet hareket etmeyi şiar edinme.
Ve Hizmette Bulunmanın En Büyük Garantisi
Her hafta hiç olmazsa küçük de olsa bir grup
insana Allah’ı anlatma, hizmeti tebliğ ve
temsil etme.
“Eğer siz Allah'ın dinine sahip çıkar,
yardım ederseniz,
O da size yardım eder ve ayaklarınızı
kaydırmaz.” 47/7
Hizmet Müesseselerinde Edinilen Beceri
ve İlmin
Dışarıda Kullanımı
Mesela acemi bir öğretmenken sizi alıyorlar,
öğrencileri kobay olarak kullanmanıza imkan
tanıyorlar, size tahammül ediyorlar,
kırdığınız potlara katlanıyorlar, bazen
gelen şikâyetlere kulak tıkıyorlar.
Siz önce orada o ortamda dersi
öğreniyorsunuz, sonra ders anlatmayı
öğreniyorsunuz daha sonra dersinizi
öğretmeyi öğreniyorsunuz.
Ve siz bu dönemleri geçtikten, işi
öğrendikten sonra karşınıza çıkan ilk
imtihanda -Bu, idarecilerinizle
yaşayabileceğiniz bir problem
olabilir-mağlup olup müesseseyi yüzüstü
bırakıp gidiyorsunuz.
Sizin Microsoft’ta software öğrenip bunu
IBM’e kendisi eşliğinde pazarlayandan ne
farkınız olur.
İnsan olmanın, vefalı olmanın gereği şudur
ki diyelim ki sizi küstürdüler, haksızlık
yaptılar ve siz ayrılmak zorunda olduğunuzu
hissettiniz.
İnsan olmanın ve ahlaki davranmanın gereği,
sizin o bilgi ve tecrübeye ihanet
etmemenizdir.
Gidip bakkal açsanız bu izah edilebilir,
gidip pazarda limon satsanız bu davranış
makul olabilir ama siz o müessesede
kazandığınız bilgi ve birikimle kalkıp rakip
bir kuruma geçerseniz bunun ne müminlikle ne
de insanlıkla açıklanacak bir tarafı olur.
Ayrıca siz bulunduğunuz hizmette şerre,
kötülüğe, ahlaksızlığa ve inançsızlığa karşı
mücadele etmiyor muydunuz?
Eğer öyle idiyse bugün karşı cephede
savaşmak, daha önceki 5, 10, 15…yıllık
hizmet hayatınızın bütününü buruşturup çöpe
atmak değil midir?
Karanlık öğüten değirmenlere su taşıyarak
zemzemle yeşertip büyüttüğünüz
çocuklarınızın geleceğine kibrit suyu
döktüğünüzün farkında değil misiniz?
Evet bütün bunlar sizin için tebessüm
taşıyan riskler ise durumunuz olsa olsa
belli bir dönem zorunluluktan dolayı
hizmette bulunmuş olmakla ve bu zorunluluğun
bittiğini anladığınızda ise kaçmakla
açıklanabilir.
“Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı
Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi
ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik
kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali
var…”
Hizmette Bulunan Bir Fert Hangi İmtihanları
Yaşayabilir?
“Biz kardeşlerimizle bile imtihan oluyoruz.
Bu baştan kabul edilmeli ve imtihanı
başardığımız zaman Allah Teâlâ'nın
kalblerimiz arasına sevgi köprüsü kuracağı
bilinmeli. Bir imtihan geçiriyoruz.. bu
imtihan belki bizim sabır, hoşgörü ve
tahammülümüz neticesinde lehimize
sonuçlanacak.. ve derken bizim arzu
ettiğimiz şeyi Cenâbı Hak yaratacak, bir
irtibat meydana getirecek kalbler arasında.
İkincisi; bu neticeye ulaşmak için her fert
kendine düşeni yapmalı, başkalarını takdir
ve kabul etmeli. Üçüncüsü de; bu takdir ve
kabulünü ister kendisine söylemeli, isterse
de gıyabında; ama kardeşinin kulağına
gidecek şekilde dile getirmeli ve böylece
fert kendisini bağlamalı, bu hususta nefsini
ikna etmeli.***”
Bir kere başta:
“Ben hizmet ederim ama;
ekonomik sıkıntı istemem,
idarecilerim anlayışlı olmalı,
beni anlamalı, problemlerimi gidermeliler,
benim kıymetimi bilmeliler,
çocuklarımı iyi okullarda okutmalılar,
beni tayin ederken ailevi durumu göz önüne
alsınlar, yoksa gitmem.”
diyorsanız siz bu iş baştan bırakın.
İnsan bu dünyaya imtihan için gelir. Ve bu
hayat yeni ve kimseye sorulmamış sorular
içeren imtihanlar zinciridir ki ortalama 70
yıl sürüyor.
Ve siz imtihan olmamak istiyorsunuz.
Durağan, problemsiz bir hayat yaşayacak
sonunda da çektiğiniz çilenin(!) karşılığını
alacaksınız.
Şunları Unutmayın
Allah sizi ne kadar severse o kadar büyük
imtihanla, o kadar problemli insanla
karşılaşırsınız.
(Ayağı öpülmeye layık idarecileri tenzih
ederiz.) Size göre;
Kimi zaman hiç yontulmamış bir müdürle
karşılaşabilirsiniz.
Kibrinden burnundan kıl aldırmayan bir genel
müdürünüz olabilir.
Beceriksiz, işten anlamayan bir idareciniz
olabilir.
Sizi insan yerine koymayan bir rehberiniz
olabilir.
Maaşınız vaktinde vermeyebilirler.
Maaş olarak tam hakkınızı vermeyebilirler.
Birilerini kayırıp sizi ezebilirler.
Sizin
daha iyi yapacağınız bir makamı size
vermeyebilirler.
İdarecileriniz
içinde bulunduğunuz geminin tahtalarını
parçalıyor, bayrak direğini sarsıyor,
dümenini heva ve heveslerine göre çeviriyor
olabilir.
Böyle bir durumda doğru olan başınızdakileri
ikaz, anlamazlarsa daha yukarıya iletmek
değil midir?
Ve fakat siz tüm bunların arkasında ve
oluşunda Allah’ın terbiye ediciliğini,
imtihanlarını göremiyorsanız,
Bu imtihanlara maruz kalışınızın,
sabredip Allah’ın davasında sebat etmenizin
nasıl bir memnuniyet-i mukadeseye vesile
olabileceğini, Allah’ın meleklerine sizleri
gösterip, sizlerle iftihar edeceğini
tasavvur edemiyorsanız itikadi
problemleriniz var demektir.
Allah’a ait gemiyi terk etmekle Allah’ın
kendi gemisini gördüğünden, onun hamisi ve
müheymini olduğundan şüphenizi ifade etmiş
olmuyor musunuz?
Böyle bir durumda Hz.Hızır(as) -Musa (as)
kıssasını hatırlamak gerekmez mi?
Tüm zamanlara hitap eden Kur’an-ı Kerim, bu
kıssa ile bize, bu olayın benzerleriyle
karşılaşacağımızı ifade etmiş olmuyor mu?
Mezarda
size, önce siz
sorulacaksınız.
Bunun endişesi yetmez mi ki,
fahri
kaygılara kendinizi düçar ediyorsunuz.
Size Bunları Reva Görenlere Gelince
Allah’a inanma Allah’ın adil-i mutlak
olduğuna da inanmayı gerektirir.
Onun mülkünde kimseye zulmedilmez.
Kim ne yaptıysa karşılığını görür.
Bir insan sizin yüzünüzden, küçük
hesaplarınızdan, bağnazlığınızdan ve
beceriksizliğinizden hizmetten ayrılmışsa ve
siz ‘Giderse, gitsin! Hizmetin insanlara
değil, insanların hizmete ihtiyacı var.’
mantığındaysanız,
bu ayrılış sizin de yakın bir tarihte
hizmetten ayrılmak için davetiyenizi
yazdığınız anlamına gelir. (‘El ceza-u min
cinsi-l amel’ “Karşılık, yapılanın
benzeriyledir.”)
Bunu safiyetinizden yaptıysanız ölene kadar
çektikçe çeker, aileniz, çocuklarınız ve siz
musibetten kurtulamazsınız.
Ama size düşen size zulmedenlerin
muhasebesini yapmak değil, kendi
hatalarınızın hesabını tutmaktır.
Kafanıza taş geldiyse az önce kime çelme
attınız ona bakın.
Veya Allah’a sizi muhatap alıp soru
(imtihan) gönderdiği için teşekkür edin,
secdeye varın.
Ayrıca fiillerinizin saiki, sebebi,
yönlendiricisi Allah ise, niye insanlara
muhatap oluyor, onlardan şikâyet edip
yolunuzu değiştiriyorsunuz.
Her derdinizi neden O’na açmıyorsunuz?
Hizmete
Dönüş Olabilir mi?
İnsanın tabiatında düşmek, sürçmek,
yuvarlanmak vardır. İnsan doğuştan insan
sıfatıyla yaratılır. Ama insan sıfatını hak
etmek düştükten sonra doğrulabilenlerin
hakkıdır.
Ve siz yukarıda anlatılanların tamamen
dışında kendinizce masum nedenlerle veya
birilerine takılmış olarak hizmetten
ayrılmış olabilirsiniz.
Dış dünyanın bencilliğini,
iğrençliğini,
sizi bir ders araç ve gereci olarak
görüşünü,
verilen paranın da pek bir bereket ve tat
taşımadığını,
sürüden kaçan koyunun taşla döndürülmesi
gibi musibetlerin art arda geldiğini
görüyorsanız ve yanlışınızı fark edip dönme
yolları araştırıyorsanız;
Allah’a teveccüh edip dua edin!
Tüm kapıların sahibi olan Allah’ın rahmeti
size kapıyı açacaktır.
Yok eğer hizmetten ayrılmışsınız ama
İşleriniz yolunda,
Kazancınız halka halka büyüyorsa,
Problemsiz bir hayatın sefasını
sürüyorsanız,
Bir kenara çekilip içinizi yoklayın.
Eski döneminizde kıymet verdiğiniz, uğruna
gözyaşı döktüğünüz tüm değerlerinizin
yerinde yeller estiğini ve onların yerinde
mezar taşlarını süsleyen motifler kaldığını
göreceksiniz.
Bütün Bu Olanlara Seyirci Kalanlara Gelince
Bir insan kendi çocuğu, hanımı veya öz
kardeşi hizmetten ayrıldığında, duyduğu
ıstırap, üzüntü ve telaşı bir hizmet
arkadaşı hizmetten ayrılırken duymuyorsa,
bunu küçümsüyorsa, bu insan kendine odaklı
hayat süren egoist bir bencil veya ruhsuz
bir vurdumduymazdır.
Bir mü’min, arkadaşı hizmetten ayrılırken
kıyamet koparmıyorsa, ayaklarına kapanıp
yalvarmıyor, sabaha kadar kapısında
beklemiyorsa
bu insan hizmette kalsa ne olur, kalmasa ne
olur!
(Yukarıda anlatılanlar, özellikle eğitim
hizmetiyle meşgul olanlar hedef alınarak
yazılmıştır. Diğer mesleklerde farklı
kriterler söz konusu olabilir.)
Ayrılanlara vefa
Allah vâfidir.
İnsanlar
her şeyi unutabilir vefasızlık yapabilir.
Ama Allah
kendi rızası için yapılan en küçük şeyi zayi
etmez.
Allah'ın
belli bir dönem samimi hizmette bulunup
ayrılanlara, o hizmetlerinden dolayı vefalı
olmayacağını nasıl düşünebiliriz ki?
Kimin
hizmette geçirdiği zamanın daha değerli
olduğunu Allah bilir.
Bize düşen
Allah ahlakıyla davranmanın gereği olarak
onlara vefalı olmak, sahip çıkmak ve
köprüleri atmamaktır.
Bize düşen:
“Allah Rasûlü o devrede, yanılan, sürçen,
aktivitesini kaybeden hiç kimsenin ardından
onun aleyhine tek söz söylemedi. Zâhiren
Müslüman görünen Abdullah b.Übey b.Selül'ün
münafık olduğunu bildiği halde ve bu
münafık; iffeti, âyetle sâbit Hz.Âişe gibi
bir pâk ve muallâ dâmene iftira çamuru
sıçratmasına rağmen, ağzından gıybet işmam
edecek tek kelime konuşmamış ve sahâbînin
ısrarına ve öldürmek taleplerine karşı,
ısrarla "Hayır, Muhammed (as) arkadaşlarını
öldürtüyor, dedirtemem" cevabını vermişti.
Bütün hadîs kitaplarını baştan sona
tarayınız; İki Cihan Serveri'nin, bir
mü'minin ardından, onun hoşlanmayacağı bir
tek kelime sarfettiğini gösteremezsiniz,
gösterebilirseniz ben şimdiye kadar
dediklerimden ve bundan sonra da
diyeceklerimden vaz geçerim. Hayır, tek bir
kelime bile gösterilemez. İşte, bu mevzûda
yanıltmaz ve yanılmaz ölçümüz bu olmalıdır.
Kardeşlerimizi tek kelimeyle dahi gıybet
etmemeliyiz.
Bu hizmetin bânisi ve kurucusu olan Zât'ın
kitaplarına bakın. Talebelerinden belli bir
devre uzaklaşanların hiçbirisi
uzaklaştıkları halleri itibâriyle değil,
dönüşlerindeki keyfiyet destanlaştırılarak
dile getirilmiş ve onlar, târihe ve bizim
hâfızalarımıza dönüşleriyle kaydedilmiştir.
Halbuki gidiş olmadan dönüş
düşünülemeyeceğine göre, bir de onların
gidişleri olması gayet normaldir. Fakat
ifâde inceliğinde kılı kırk yaran o Zât,hep
gelişleri anlatmış, gidişlere tek satırla
dahi yer vermemiştir. Kendi devrinde ince
insanlar ona iftira dolu taarruzda
bulundukları halde, o, sarîh gıybet ifade
eden ve ferdin bizzat ismini vererek tek bir
mukâbelede bulunmamıştır. Bulunmamıştır,
zira, o kardeşimiz iman cihetinde bizim
cephemizin adamıdır. Ve mü'min olma, küfrün
karşısında yer alma,netice itibariyle
Cennete hak kazanma pek de öyle hafife
alınacak durumlar değildir. Onun için,
yılandan çıyandan kaçtığımız gibi,
kardeşlerimizi çekiştirmekten kaçmalı ve
içtinap etmeliyiz. “*** |