|

Harama nazar veya Yaz velayeti
Her ticari iş, farklı zaman ve mevsimlerde
farklı kârlar getirdiği gibi günah ve sevap
kazanmanın da farklı ölçüde kolaylaştığı
mevsimler vardır.
Her iki yönüyle de yaz mevsimi sevap ve
günah yönüyle en mümbit, ve en doğurgan
mevsimdir diyebiliriz.
Hatta tüm insanlık tarihi boyunca da bizim
yaşadığımız yaz mevsimleri kadar da hiçbir
zaman günah ve sevaba açık mevsim de belki
de olmamıştır.
Tarihin hiçbir döneminde kadınlar; bu kadar
şûh, bu kadar pervasız, bu kadar cüretkâr ve
bu kadar çok çoklukla kendilerini
sergilememişlerdir.
Bu, bir yönüyle talihlilik, bir yönüyle de
talihsizliktir.
Zira siz, masumane girdiğiniz bir alışveriş
merkezinden, yarım saat sonra muzaffer bir
veli olarak da çıkabilirsiniz; yüzü kararmış
talihsiz bir zavallı olarak da
çıkabilirsiniz.
Göz, bir müminin korumakla mükellef olduğu
belki de en önemli kalesidir. Şeytan ruha
ait tüm taarruzlarını bu kaleyi fetihle
gerçekleştirir.
Buna işaret eden Efendimiz (sav) kudsi
hadiste şöyle ifade eder: “Harama nazar,
şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim
bu bakışı bana olan saygıdan ve korkudan
dolayı terk ederse onun kalbine, imanına
halavet, taravet (canlılık, imanî neşe, iman
lezzeti, kalp inşirahı, üns esintisi)
veririm.”
Yani ben nazarımı serbest bırakmış yürürken
siluet olarak gözüme ilişen bir görüntüden
iradi olarak dönüyor ve bakmıyorum. Bu durum
ruh açısından canlı varlığa benzettiğimiz
ruha bir ok saplanmasına karşı bir
korunmadır.
Bakışın derinliği oranında, okun
yaralayıcılığı da artacaktır.
Sonuç olarak kanama başlamış, tövbe ve
vicdani bir pişmanlık olmadıysa her
kanamanın sonucu gibi, bir ok bile bizi
öldürebilir.
Esatiri yunan kahramanı Aşil, birçok savaşta
rakiplerini mağlup etmiştir ama bir gaflet
anında topuğundan yediği bir oka mağlup
olmuştur.
İnsanın bedeni reflekslerle ve acı hissiyle
korunmuştur. Ama ruhun korunması insan
iradesine bırakılmıştır. Metafizik bir
varlık olan ruhun kapısı gözle dünyaya
açılır. Yani metafizikle fiziğin bağlantı
noktası gözdür. Göz kalesini kaybeden
insanın ruhunu şeytanlar istila eder. Ve o
gözler artık baygın, solgun, birer ölü
gözünden ibaret hale gelirler. Ve gözü mana
âlemine açık insanlar da bunu rahatça fark
ederler.
Zaten kör, âmâyı nasıl görür ki?
Kur’an-ı Kerim hepimizi bu fitneye karşı
uyarır.
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini
bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem
yerlerini, korusunlar." Nur/30
Bir sonraki ayette kadınlar için şu uyarı
yapılır:
”Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini
bakılması yasak olandan çevirsinler,
iffetlerini korusunlar.” Nur/31
Bediüzzaman Hazretleri’nin bir kayık
yolculuğunda o zamanın şartlarında bugün
tesettürlü diyebileceğimiz kadınlara dahi
bakmaması ve onun bu hassasiyeti yanındaki
arkadaşlarının hayretini celp etmiştir.
Ve bu asrın bu müthiş fitnesine karşı bizi
uyarırken şunları der:
"Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas,
batmaktan kork! Bir lokma, bir kelime, bir
dâne, bir lem'a, bir işaret ve bir öpmekle
batma! Dünyayı yutan letaiflerini onda
batırma. Çünkü çok küçük şeyler var çok
büyükleri bir cihette yutar."
Ruhunuzun dünyaya olan kapısı olan
gözlerinizi salıverdiğinizde,
gevşettiğinizde ruhi hayatınızın ölümü
başlatmış oluyorsunuz.
Artık kendinize ‘Neden kalbim katı, niçin
duyarsızım, niçin -manevi anlamda- gözlerim
kapalı, ruhun derece-i hayatına niçin
çıkamıyorum?’ gibi sorular sormaktan
vazgeçin.
Çünkü ruh ve kalp gözü açıklığı, beden gözü
açıklığıyla ters orantılıdır.
Biri günaha açıldıkça, diğeri kapanır.
Müspet adım, yani artı hareket kader
açısından size artı fırsatlar doğuracaktır.
Hayatınız aydınlığa yönelecek, menfi adımlar
ise menfi, olumsuz olay ve nikmetlerin(nimetin
zıddı) davetçisi olacaktır.
Nazar ve bakışını korumanın dünyevi mükâfatı
olan kalp inşirahının yanında asıl önemli
yanı uhrevi yönüdür.
Siz, gerekli bir iş için dışarı çıkıyorsunuz
ve gözünüzü haramdan sakınarak farz bir iş
yapıyorsunuz. Bir bakmama ‘farz’ını yerine
getiriyorsunuz.
Bunu şununla karşılaştırabiliriz. Siz 1000
rekat nafile namaz kılsanız bununla
kazanacağınız sevap bu farzın yanında hiçbir
şey ifade etmez.
Bu sebeple dışarıda bir saatlik bir
gezintinizde, çevrenizde hissettiğiniz şuh
siluetlere bakmamanız size belki de en az on
binlerce rekat nafile namaz sevabı
getirecek, “amudi(dikey) yükselmenizi,
velayete çıkmanızı” sağlayacaktır.(Namazın
karşılaştırmaya konu olan yünü,
sevabıdır.’Namaz müminin miracıdır.’ Müminin
ruhunda duyarak, hakkıyla kıldığı iki rekat
nafile namaz onu velayete taşıyan bir Burak
olabilir.)
Evet, bu zamanda veli olmak da günahkâr
olmak da oldukça kolaydır.
Bu nedenle de bazı insanlar yaz gelince
bilakis sevinir. İlkbaharın çiçekleriyle
ruhen inşirah duymanın yanında, çiçek
bahçesini andıran şuh siluetlere karşı
sabrederek bakmaz, o fluluktan cenneti
tahayyül ederler.
Ve sabırla kazandıkları velayet inşirahıyla
bir Mevlevi gibi sürurla döner, sevinçle
Allah’a yönelirler.
Geride kalanlarsa ahiretteki asıllarına
göre karanlık birer gölge bile olmayan,
renkli giysilerinden günah fışkıran vitrin
mankenlerini seyre durur, çürümüş
keçiboynuzlarından zehirli bal kemirmeye
çalışırlar.
Ve Mevlana Hazretleri:
Gözünü güzellerin yanaklarına ve benlerine
bakmakla kirletme;
Zira beka âleminin padişahlar padişahı
geliyor,
Eğer böyle bir bakışla bulaşmış ise, onu
gözyaşı ile temizle
Çünkü bu derdin ilâcı, o göz yaşıdır.
Baha Veled hazretlerinin, müritlerinin
hallerini anlamakta o derece keskin görüşü
vardı ki, bunlar kendi odasına girdikleri
zaman: “Bu pis gözlerinizle bana bakmayınız.
Evvelâ gözlerinizi göz yaşlariyle yıkayınız,
ondan sonra Tanrı erlerinin yüzüne bakınız.
Ancak o zaman görünen ve herkese görünmeyin
nurları görebilirsiniz” derdi ve (meselâ bu
müritlerden birine): “Ey filân kimse
yolda gelirken bir güzele baktın, “gözlerin
zinası, bakıştır.”
Binaenaleyh bizim sohbetimizden uzaklaş.
(Harama
nazar konusu anasayfadaki “televizyon”
yazısında daha geniş ele alınmıştır.) |