|
Yokluktan varlığa eriş,
sonra insan oluş,
sonra Müslüman oluş nimetlerini hatırlamak
ve şükretmek için bir hikaye:
Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış.
Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmut’un
kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil
karakteri sebebiyle çok sevmiş.
Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış
ki, bütün sultanlığın haznedarı tayin
edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler,
taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu
gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek
rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri
yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle
bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine
çıkarılmasını bir
türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde,
özelikle Sultan yakınlardaysa ondan gün
geçtikçe daha çok şikayet etmeye
başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını
zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.
Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının
bir diğer saraylıya şöyle dediği duyulmuş:
'Köle Ayaz'ın sık sık hazineye gittiğini
biliyor musun? Aslında her gün
gidiyor; hatta izinli günlerinde bile gidip
orada saatlerce kalıyor. Onun
mücevherlerimizi çaldığından adım gibi
eminim'
Sultan, kulaklarına inanamamış. 'işin
aslını kendi gözlerimle görmeliyim'
demiş.
Böylece o da hazine dairesine gidip Ayaz'ı
gözlemek istemiş. Duvara küçük bir delik
yaptırıp, içinde olanları seyretmeye
hazırlanmış. Ayaz hazine dairesine bir daha
ki sefer geldiğinde Sultan dışarıda
beklemeye koyulmuş. Kölenin sessizce içeri
girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa
gittiğini görmüş.
Köle Ayaz, sandığın önünde diz çökmüş,
kapağı usulca kaldırmış ve içinden bir şey
çıkarmış. Orada sakladığı küçük bir
bohçaymış bu.
Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonrada
açmış.
İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık
bir elbise! İşte köle Ayaz, saraylı
giysilerini
çıkarmış bu elbiseyi giymiş ve sonra aynanın
karşısına geçmiş. Kendi kendine:
'Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin
zamanlar kim olduğunu hatırlıyor
musun?' diye sormuş.
'Bir Hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak
bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana
rahmetinden belki de hiç hak etmediğin
nimetler lütfetti. İşte Ayaz, şimdi burdasın,
ama asla nereden geldiğini unutma! '
'Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur,
unutuluşlara sürükler.'
'Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı
olanlara kibirle bakma ve daima hatırla
Ayaz, hatırla! '
Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce
kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden
çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş.
Sultan gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş
dururken, yanaklarından aşağı yaşlar
süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki,
konuşmakta güçlük çekmiş.
'Bugüne kadar mücevherlerimin
hazinedarıydın, ama şimdi... Kalbimin
hazinedarısın. Bana benim de önünde bir hiç
olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl
davranmam gerektiğini ders verdin'
Allah, bize emanet olarak verdiği göz,
kulak, dil, kalp ve ruh hazinelerine ihanet
etmemeyi nasip buyursun. |