|

Aşk'a
Giriş
İnsanın, dünya hayatında şuuruyla idrak edebildiği
gerçeklik ve eşyanın hakikati, aslında zayıf bir
gölgeden ibarettir.
Öldüğümüz gün bu rüyadan uyanacağız.
Bu nedenle de ne esma-i ilahiyeyi tam anlamamız ne
de ahireti hayal etmemiz mümkün değildir.
Ahiret bize anlatılırken:
“Dünyanın binlerce sene mesûdâne hayatı, Cennet hayatının bir saatine
mukabil gelmez. Ve cennetin binlerce sene mesûdâne
hayatı da Cemalullah'ın bir dakikasına denk olamaz.”
buyuruluyor.
'Cemalullah'la tesmiye edilen Allah’ın güzelliği,
dünya hayatında sadece soluk ve sönük bir tecelliyle
vardır. Zaten dünya, Allah’a daha fazla da ayna olma
istidadında değildir.
Yani dünya ekranının gösterdiği ve göstereceği en
fazla görüntü kalitesi bu kadardır.
Bu nedenle tüm dünyada gözümüzü alan, başımızı
döndüren güzellikler O’nun soluk ve sönük birer
tecellisinden başka bir şey değildir.
Yaratılmışlar arasında bu tecelliye en fazla ayna
olan varsa o da ‘insan’dır.
(Hadiste: "İnnallahe halaka âdeme alâ sûratihî –
Allah, Âdem'i kendi sûretinde yarattı.";
"İnnallahe halaka'l-insane alâ sûrati'r-rahmân –
Allah, insanı Rahmân sûretinde yarattı.";
"La takbahu'l-veche feinne'bne âdeme hulika alâ
sûrati'r-rahmân tebâreke ve teâlâ – Yüzden sakının.
Zira Âdem oğlu Rahmân sûreti üzere yaratılmıştır."
Cenâb-ı Hak, esmâsının tecellîsiyle insanı
yaratmıştır. Âdeta macun gibi insanda bin bir
esmânın tecellîsinin karışımı vardır ve bu ilâhî bir
sanattır. İşte insan, bu Sanatkâr-ı A'zam'ın bir
bakıma tecellî etmiş esmâ ve sıfatlarının âdeta
hulâsası ve enmûzecidir.“ FG)
Aşk Nedir?
Aşk metafizik bir çekime kapılma ve bundan ne
pahasına olursa olsun “vazgeçememe hali”dir.
Ay, Dünya’nın çekimiyle dünyaya tutunur. Arada bir
fiziki çekim bağı vardır. Ve bu yaratılmış bir
şeydir. Aşk da iki insan arasında şartların
oluşmasıyla Allah’ın yarattığı bir bağdır. İradeyle
ilgisi yoktur.
Âşık ve maşuk pasif birer varlıktır. Aktif olan
aşktır. İradi olarak aşk bağı çözülmez. İki mıknatıs
çubuğu arasındaki manyetik çekim gücü nasıl o
mıknatısların keyfine bağlı değilse, âşık olan bir
insan maşukundan vazgeçemez.
Aşkın Belirtisi
Telefonunuz çaldığında, kapınız tıkladığında, bir
ayak sesi duyduğunuzda onu, yani maşukunuzu
hatırlıyorsanız; zihniniz her an onunla meşgulse siz
tam bir âşıksınız demektir.
Âşık, her şeyi maşukuna feda edebilir ve bunun için
de katlanamayacağı hiçbir şey yoktur. Âşık, maşukunu
düşündüğünde burnunun kemiği sızlar.
Bu nedenle de iradi olmayan ve sonuçta da
“kavuşamamayla neticelenen bir aşk sahibi öldüğünde
şehit olur.”
Bu, bir insanın başka bir insana duyduğu aşktır.
Bir insan direkt olarak -vesilesiz ve perdesiz-
Allah aşkına erişmemiş bir insansa ve insanlar arası
bir aşk da yaşamamışsa ona ‘aşk’ın ne olduğunu
anlatmak mümkün değildir.
İnsan için, daha dünyada iken Allah aşkına kavuşma
emsalsiz bir lütuftur.
Ama bunun ne büyük bir ilahi lütuf olduğunu
mecazîsini bile yaşamamışlara kim, nasıl anlatsın?
Aşk gibi metafizik bir bağı, fiziki âleme ait
sözcükler nasıl anlatabilir ki?
Aşkın Tanımı
Aşk, cennetin bin yılına tercih edilecek olan
‘Cemalullah’a ait manevi cazibenin, dünyaya nüzul
etmiş silik, soluk bir şulesi, numuneciğidir ki
Allah, bunu kendisine teveccüh etmemiz için
ruhumuzun gizli bir yerine dercetmiştir. Bu
numunecik insan suretinde;
"İnnallahe halaka'l-insane alâ sûrati'r-rahmân – Allah,
insanı Rahmân sûretinde yarattı." hadisiyle ifade
edilen bir tecelli olsa gerektir.
Ve buna yakalanan kendini, kurtaramayacağı bir
metafizik güce kaptırmış olur.
Gerçek aşk Allah’a duyulur.

Bunu şuna benzetebiliriz. Siz, çok derin bir tünelin
içinde yürüyorsunuz. Cebinizin bilmediğiniz bir
köşesinde, küçük bir telsiz var ama bundan sizin
haberiniz yok. Normal olarak tünelin engellemesiyle
telsizden ses gelmiyor ve varlığından habersizsiniz.
Sonra bir ara tünelin kuytu bir yerinde sinyal sesi
alıyor ve telsize sahip olduğunuzu fark ediyorsunuz.
Sinyal aldığınız o noktayı terk etmiyorsunuz, çünkü
dış dünyayla tek bağınız o noktada oluşuyor. Bu
durumda ya o cızırtılarla iktifa edecek veya net
sesi yakalamak için tünel içinden tünel açmaya
girişecek, net bir kanal için dişinizi tırnağınıza
takacaksınız. Bu örnekte dünya tünel, cennet
yeryüzüdür.
Tıpkı bunun gibi, insan olarak Allah’a âşık olma
istidadıyla yaratılmışız.
Ama farkında değiliz. Ona âşık olma bahtiyarlığına
vehbi olarak erişemeyince, denk geldiğimiz, Allah’ın
soluk ve sönük bir tecellisine kendimizi kaptırıyor
onun peşine düşüyoruz.
Bir âşığa göre, âşık olmamış bir insan boşuna
yaşayan bir talihsizdir.
Benzetmedeki haliyle telsizinden tünelin dışındaki
musikiyi duyamayıp, tünel içi silik ve kesik
cızırtılarla iktifa etme…
Mecazi Aşk ve Bedeli
Mecazi aşkın ilk adımı ‘nazar’dır. Yani harama
nazar. O nazar ki hadiste şeytanın bir oku olarak
ifade edilir. Yani ilk adım ve başlangıç müspet
değil menfidir. Haram, helal doğurmaz. Bakmamamız
emredilmiştir. Kerhen ve zorunlulukla değil
azmederek ve şehvani bir niyetle bakmışızdır,
ısrarla yönelmişizdir ve nihayet sökülmez bir ok
kalbimize saplanmıştır.
Her bakış elbette aşkla sonuçlanmaz.
Peki, Âşık Olmak Kötü
Bir Şey midir?
Bazen kötü bazen de iyidir. Aşk, sahibini,
çektirdikleri ile Allah aşkına giden bir yola da
yönlendirebilir. Ki böyle bir yöneliş ne geçmiş ne
de gelecekte günah bırakır.
Günümüzde her sözcük gibi kutsal bir sözcük olan
‘aşk’ da ayağa düşmüş, ne olduğunu bilmeyenlerin
ağzına sakız, mevsimlik yakınlıkların etiketi ve
magazin medyasının sermayesi olmuştur.
Mecazi aşk, mecazi de olsa sahibini yiyip bitirir.
Onun için okullar bırakılır, dersler terk edilir,
yuvalar yıkılır. Gerçek bir âşığa, maşuku yerine tüm
dünya içindekilerle sunulsa, âşık, bunu asla kabul
etmeyecektir.
Ve bu türden her aşk bir bedel ödetir. Kalpten
yazılmış tüm şiirlerin, bütün şarkıların ve
türkülerin kaynağı ödenen bu bedelin ıstırapla
ifadesidir.
Mecazi Bir Aşkla
Başlayan Evlilikler
Kefareti ödenmemiş flört ve aşk evlilikleri, yani
haramın basamaklarıyla tohumu atılmış bir evlilik
maalesef bir gün ya aşkın sönüşüyle veya bir başka
sebeple âşık ve maşuku ayırır. Bu tür
beraberliklerin onda sekizinin maalesef sonu
hüsranla neticelenir.
Bu oran medyatik aşk evliliklerinde yüzde yüzdür ki
zaten bu evliliklerde olana da aşk demek mümkün
değildir.
Bedelinden
Kurtulabileceğimiz Mecazi Aşk veya Kefaret Ödeme
Bir erkek ve bir kız arasında mukadderse önce sevgi
sonra aşk başlar veya önce aşk sonrasında saygı
içerikli bir sevgi benliği kaplar.
Tam bir aşkta, “maşuksuzluk”
ıstırap verir. Maşukuna mülaki oluş, insan ruhunun
dünyada erişebileceği en üst haz, helecan, coşku ve
inşirah zirvesidir.
İnsan, bu noktada boğulup gidebileceği gibi, bu
noktadan miracına da yol bulabilir.
Mecazi aşkla insan Allah’a böyle bir sevgiyle
bağlanabilme bahtiyarlık ve talihliliğinden haberdar
olur. Bu, aslında Allah’tan gelen bir davetiyedir
bir bakıma.
Mecazi Aşk Sahibine
Aslında Ne Der
Yani bak, kalbini uful edenler(batıp gidenlere)
bağlamayarak peygamberi bir yol seç.
Hz. İbrahim gibi Halilullah olmaya talip ol! Bu yol
oraya çıkar.
Dünyada her şey fani. Sönmeye mahkûm olmayan hiçbir
güzellik yok.
Dünyada yaratılmış her şey kaybolmaya gidiyor.
Dünyada eline geçenlerin, uhrevi bekası senin
elinde.
Daha ölmeden, sana verilenleri Allah’a verirsen
Allah onları sana ebedi olarak verecek.
Müminlere mallarını ve canlarını cennet karşılığında
satın almanın anlatıldığı ayetin sonunda müjde
gelir:
“Allah’la yaptığınız bu alışverişten dolayı sizlere
müjdeler olsun!” (Tevbe 111)
Dünyanın en seçkin güzelleri, en göz alıcı simaları,
en yürek hoplatıcı cazibeleri 10-20 yıl sonra bir
kedi veya köpekten gayri vefalı dost bulamıyorlar.
Ve onlara vurgun âşıkların kalplerinde sönük birer
terk etmişlik veya terk edilmişlik ıstırabı kalıyor
sadece.
Dünyada bize verilen her şey gibi mecazi aşkı da
sahibine iade etmenin yolunu ararsak, Allah, bize
kendi daimi aşkını elde etme kapısı lütfedebilir.
Dünyada nasip olmasa bile, o aşkın yolunda olmak
neyimize yetmez ki?
Evet, mecazi aşkla başlayan bir evliliğin yümün ve
bereket getirmesi, hüsranla sonuçlanmaması, âşık ve
mâşukun birbirinin güzelliğinde “Mutlak Güzelliği”
aramaya niyet ve azmetmesiyle mümkündür.
Birbirlerine sürekli dua etmeleri ‘Fe tebarek
Allah’u ahsenu-l Halikın! Yaratıcıların en güzeli
olan Allah, ne yücedir.’ (Müminun 14) diyerek
birbirlerinin güzellik ve cazibesinden “Mutlak
Güzel”e menfez açmaları gerekir. Ve bu sözü
dillerine pelesenk etmeleri gerekir.
Ancak bu yolla haram veya şüpheli bir başlangıç
helal ve yümünlü bir neticeye dönebilir.
Böylece eşler, dünyanın geçici, cazibe ve aşkını
ebedi bir sevgi ve bağlılığa dönüştürürler.
Mecazi Aşktan İradi
Olarak Kurtulabilir miyiz?
Kimi zaman lisede kimi zaman üniversitede başlayan
masum aşklar vardır. Ve bu dönem aşkı bazen okuldan
atılma bazen üniversiteyi terkle sonuçlanma
tehlikesi taşır.
Âşık bir öğrenci liseyi bitirebilir; ama üniversite
kazanma ihtimali yoktur.
Böyle bir erken aşktan kurtulmanın ‘Gözden ırak olan
gönülden ırak olur.’dan başka çaresi yoktur.
Üç aylık bir ayrılık, telefonla bile görüşmeme
beraberinde dua da olursa masumane bir aşk
başlangıcını bitirebilir.
Tabii aşk tercih edilip okul, üniversite... her şey
feda edilerek ‘İki gönül bir olunca samanlık seyran
olur.’ denip bir maceraya at sürülüp, ağzı açık, Bir
iki yıl pembe bir gözlükle gezilebilir.
Saçların ağardığı, yüzün sarardığı, belin büküldüğü,
dişlerin döküldüğü, gözlerin görürlüğünü azalttığı
bu ‘doyma değil tatma’ âleminde maalesef aşk da
geçicidir.
Fakat ‘aşkın gözü kör etmesi’nden dolayı her maşuk,
aşkını ebedi sanır.
Allah Aşkı Kazanma Ufku
İşte izah ve haddin sonu...
Allah aşkını, pervane gibi yanıp, 42 yaşında
“Maşuk”una yürüyen büyük Divan şairi Şeyh Galip’ten
daha iyi kim tasvir edebilir ki?...
SEVDİM SENİ
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
.....
Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni
(Bir aşk yolcusu için bu şiiri bilmemek, anlamamak
hatta ezberlememek!…)
Açıklama
Yüz bin cefâ etsen vazgeçmem, bir kere sevdim seni.
Kazâ ve kader kalemi alnıma böyle yazmış; seni
sevdim bir kere.
Dokuz gök döndükçe bu sözden dönmezem:
Sevdim seni; yer gök, aşkıma şahit olsun.
....
Deli divane Galib’im; Ferhad’a Mecnun’a salâ (Yani
onların aşkı çoktan öldü, gerçek aşk benim aşkım ve
gerçek âşık benim.)
Dünya bir yana gitse ben bir yana gitsem gene de
senden, aşkından yüz çevirmem.
Senin mumuna pervaneyim, perva (korku) ne lazım
bana.
Yabancı anlasın, bildik bilsin, ben seni sevdim
|