|

HAYATA
DERKENAR
veya
Adab-ı Muaşeret Denemesi
Giriş
Yemek
Ağzı açık yemek-Miktar-Geğirmek-Hapşırma-Kaşık
Yalama-Kürdan-Aynı Kaptan Yemek Yeme
Hitap
Gıyaben Hitap-Yakından Konuşma
Randevu
Telefon
Arama Saatleri-Telefon Bağlatma-SMS
Misafirlik
Çocuk
Sevme
Nasıl Sevmeli?
Oturma
Oturma-Gülme -‘Selam’dan kaçış-Hapşırma
Otomobil Kullanma
İyi Bir Sürücü-İyi Bir Yolcu-Sürücülüğün
Müeyyidesi-Trafik kuralları
Görüşme
Tokalaşma -Sarılma,
Muanaka, Öpüşme-El Öpmek
Temizlik
Abdest-Duş
Almak-Tuvalet-İstibra-Diş Rengi
Giyim
Takım elbise-Gömlek-Kravat-Ayakkabı-Çorap
Birer Cümleyle…
Adab-ı
Muaşeret Denemesi
Giriş
Kainatın iftihar tablosu Hz. Muhammed (SAV)’e layık
olmak, davranış ve görüntüsüyle onu utandırmamak
durumunda olan ve bunun yanında ‘inancını temsil’
zorunluluğuyla yaşayan bir insanın kendini kaba,
biçimsiz, hoyrat her türlü davranış ve görüntüden
arındırması ihmal edilmez bir gerekliliktir.
Bugüne kadar “adab-ı muaşeret “ olarak
adlandırılmış, toplumdaki genel geçer nezaket
kurallarına dayalı prensipler, görüntüsüyle
inancını tebliğ etme konumundaki insanlar için şahsi
zorunlulukları derecesinde önem taşımaktadır.
Adab-ı muaşeret kurallarını anlatılırken bazen
hiciv üslubunda, bazen de ironik ve didaktik bir
dil kullanılmıştır. Maksadı aşan teşbihler ve
didaktik üslup için özür dileriz.
(Bu bölümde yanlış gördüğünüz veya eksik kaldığını
düşündüğünüz hususları bize bildirirseniz düzeltip
metne ekleyebiliriz.)
Yemek
“Ye’külüne kema te’külü’l enam”
“…yemeklerini hayvanlar gibi yerler.” 47/12
Yemek Yerken Ağzı
Açma, Konuşma, Gülme
Kibar yemek yiyen bir insan görürseniz biraz
seyredin. (Fazlası nezaketsizlik olur.) Ne kadar
asil bir görüntü oluştuğunu fark edersiniz.
Allah’ın insan tasarımında, çirkin gereklilikler bir
örtüyle kaplanmıştır.
Mesela yemek yerken ağzın içi çirkin bir görüntü
oluşturur.
Dudakların fonksiyonlarından biri bu çirkinliği
örtmektir.
Siz kalkar inek-misal bir şekilde her çiğneyişinizi
kamuya açarsanız insanlar sizden iğrenir,
tiksinirler.
Evet, ilk prensip yemek yerken ağzı kapalı
tutmaktır.
Ağızdakileri yavaş yavaş çiğnemektir.
Görüntülü ileri moduyla çiğnemek ağzınız kapalı da
olsa komik bir manzara oluşturur.
Toplu yemek yenen bir yerde ağzı açık olarak
yemekleri çiğneme, ses olarak da insanları rahatsız
eder. Bu tiksindirici ses insanların iştahını
kapatır.
Ve yemek yerken ağız hacminin yarısı kadar yemeği
ağza almak.
Fazlasını aldığınız zaman ağzınızda pinpon topu
geveliyor gibi bir görüntü oluşur.
Bu top bir o yanağınızda bir diğerinde dolaşır
durur.
İnsanlar bakmazsa problem yok ama…
Bu manzaranın daha kötüsü ağız dolusu yemekle
konuşmaya kalkmak.
Bu ise bir çöp kamyonunun arka kapağının açılıp
açılıp kapanması gibi bir manzara oluşturur.
Çünkü bir başkasının ağzında gevelenen lokma benim
için iğrenç, çöp gibi bir şeydir. Siz kendi
ağzınızdan çıkardığınızı bile tekrar ağzınıza
almaktan iğrenirsiniz.
Bu manzaranın daha kötüsü ağız dolusu yemekle sesli
gülmeye kalkmak. Bu olayda ağızda yer alan çöp
kıvamındaki malzemeler gülmenin coşkusuna kapılıp
kendilerini dışarı atarlar.
Bu da iğrençliğin zirvesidir.
Ağzınızdan fırlayacak bir kırıntı sizi bitirebilir.
Ağzı tıka basa doldurduğunuzda, diyelim ki bu bir
baklava. Bir baklava dilimini bütünüyle yediğinizde
5 saniyede alacağınız lezzeti onu dörde bölüp yavaş
ve kibarca, efendice yiyerek 1-2 dakikaya
yayabilirsiniz.
Bazıları bu süreyi bir porsiyon yiyerek doldurabilir
ve 'Su içsem kilo alıyorum.' diyebilirler.
Siz, siz olun; yemek yerken ağzınızı kapalı tutun
bir, istiap haddini aşan fazla hacimde lokma (yani
yanaklarınızın eğimini bozmayacak) almayın iki,
ağzınızda yemek varken konuşmayın üç, hele hele
gülmeye hiç kalkışmayın dört.
Kaşık
Miktarı
Kaşığın dolduruluş miktarı kuru yemeklerde kaşığın
çukurunun simetrisini aşmamalıdır.
Eğer sulu bir yemekse doldurulan miktar kaşık kenar
düzleminin 1 mm altında olmalı, yüzey gerilim
hesapları mutlaka yapılmalıdır. Çorbayı yapanlar da
su kıvamında çorba yapmamalılar.
Yemeği yerken kaşığı ağzın bulunduğu yere getirmek
yerine bazıları ağzını yemeğin dikey düzlemine
götürürler ki bence bu da hoş bir görüntü değildir.
Çorba içerken kaşığa ölçülü alınmalı ki bir kaşık
çorba için reverans yapıp eğilmeyelim. Çorbayı
kupada içmek de fena fikir değil! (Kimse yoksa!)
Çorbayla ilgili ikinci ikaz, çorbayı elektrik
süpürgesini andıran bir ses ve fonksiyonla
hüpletmemek hakkında. Genelde farkına varılmadan
yapılır. Hakeza çay…
Çorbanın sıvı oluşu veya fazla sıcak oluşundan
dolayı bazen hüpleterek soğutma veya dökülmesini
önleme teşebbüsleri olabilir. Bu da hem mideye hava
girişine (faturası ağır) ve insanların dikkatini
ağız faaliyetlerinize çekmeye neden olur ki bu da
yine gürültüsüz ve kibar yemek yeme prensibini
ihlaldir.
Sulu yemeklerde veya çıkıntılı aksam içeren
yemekleri yerken arada bir, hatta daha sık, ağzı
peçete ile silmekte yarar var. Bir yemek yiyenin
ağız kenarına konuşlanan ekmek kırıntısı veya yemek
artığı yemek boyunca ona bakamamama ve zihnimi
meşgul etmeye sebep olur.
Ketçaplı makarna
yiyenlerin, yüz coğrafyalarını ara sıra peçeteyle
kontrollerinde fayda vardır.
Çay içerken şekeri karıştırmak için, çay kaşığıyla
bardağın cidarlarını döğmek de aşırı sesli
hüpürdetmek de pek zarif değildir.
Evet yemek yerken, acemi bir yüzücünün batmama
telaşı ses ve görüntüsünü değil, usta bir yüzücünün
sessiz ve tek damla sıçratmadan yüzüşünü örnek alın.
Geğirmek
Geğirmek de yine çok yemenin yan etkilerinden. Yemek
yenirken fazla şehvetten, hızlı yemekten veya ağzı
açık yemekten lokmalarla beraber bir o kadar da hava
mideye iner.
Midedeki yemeklerle haşir neşir olan o tertemiz hava
yemeklere ait tüm molekül örneklerinden kokular
sürünerek yukarıya yönelirler. Ve ortalık…
Bilhassa namazda safta duranların şiddetle kaçınması
gerekir.
Yemek Yerken
Hapşırma
Bu da genellikle hızlı ve çok yeme hırs ve telaşıyla
oluşur ki bir felakettir. Böyle bir felaket
geliyorum dediği an o ortamın selameti açısından
kaçmakta fayda vardır. İnsanların iştahını kesmek de
bir insan hakları ihlalidir.
Kaşık Yalama
Bazı insanlar yemekte kedilere öykünüp kaşık ve
çatallarını yalarlar. Bunun da müstekreh ve komik
bir görüntü oluşturduğu muhakkak.
Her ne ve nasıl yenirse yensin arada bir peçete ile
ağız silinmeli dudak kenarlarında bir şeyler kalması
engellenmeli.
Ağzı, parmaklarla karıştırmak, balık ve pirzola gibi
şeyler yiyip parmakları yalamak da bir başka kerih
görüntüdür.
Kürdan
Uluorta elinde kürdanla dolaşıp dişlerini
sergileyerek sondajlayanların görüntüsü; kebapçı
önlerinde doymuş, güneşlenecek yer arayan, bu arada
yalanan kedileri çağrıştırıyor bana.
Aynı Kaptan
Yemek Yeme
Bu alışkanlık bir köy âdetinin şehirde devamı gibi.
Zaman ve şartlar bir dönem gerektirmiş de olabilir.
Ama şehir insanına ulaşma, bir şeyler anlatma
kaygısı varsa bundan vazgeçilmeli; zayıf tabiatlı
insanların bazen sunulan güle değil, sarılan
ambalaja takılabileceği göz ardı edilmemelidir.
Hakkında nass olmayan bu âdet, bazı evlerde hâlâ
kaldıysa da terk edilmeli.
Siz bir kişiyi bile tiksindirecekseniz bunu yapmaya
hakkınız yok.
Örnek kabul edilen insanın şu anki sofrası ve masası
örnek alınmalı.
Köylülüğü devam ettirmek için kutsi mehaz arayışına
girerek anakronizmaya düşülmemelidir.
Hitap
Yabancı filmlerden geçen bir kötü alışkanlık da
insanların birbirlerine hitap etmeleriyle ilgili.
Tüm insanlara isimleriyle hitap etme hastalığı.
Yaşça sizden küçüklere sizle bir yakınlıkları varsa
isimleriyle hitap edebilirsiniz.
Fakat daha dün tanıştığınız birine ismiyle hitap
etme bedevilik olmasa bile kabalıktır.
Gurur ve kibir asrı olan bu zamanda bu tarz bir
hitap enaniyeti de okşamaktadır.
Beraber hizmet ettiğiniz insanlara ‘bey’ demek bile
size zor geliyorsa size bir gün ne derler bilinmez.
Bu tür isimle hitap tarzı veya ‘âdab’sızlık
maalesef hızla yayıldı. Kendinden bir basamak
aşağıda hizmet edenlere Ahmet, Mehmet, Ali, Veli
demek, adlarıyla hitap etmek, o isimlerin de
aşağıya aynı tarzda hitap etmelerine sebep oldu.
Artık müdür yardımcısı öğretmenine ismiyle, genel
müdür müdür yardımcısına ismiyle hitap ediyor.
Muktediler böyleyken hâlbuki Mukteda Bih çoluk
çocuğu yaşındakilere ‘bey’i ‘hoca’yı çok görmemekte
nezaket dersi vermektedir.
Yine aynı Zat çoluk çocuğa muhatap olurken bir defa
bile “sen” demezken muktediler herkesle “sen”li
benlidirler.
“Ruhtaki edebsizlik önce dilden sızar.”
Gıyaben
Hitap
Bu hitap tarzı, adapsızlığının daha kötüsü!
Yanında bulunurken insanlara ‘bey’, ‘hoca’ derken
onların gıyabında isimleriyle hitap etme
seviyesizliği.
Bu da hızlı yayıldı. Enaniyet ve gururu incimad
etmiş hizmet senadidleri nazarında herkes sadece
ismidir.
İnsanların yüzlerine karşı yapamadıkları bu hitap
tarzını arkalarından yapmakta, 3-5 yaşındaki
çocuklardan bahseder gibi 3-5 çocuk sahibi insanlar
hakkında terbiyesizce konuşabilmekteler.
Bir başka mürai hitap da herkese yanında “abi,
abi, abi” deyip arkasında isimle hitap ederek
konuşma. (Bundaki tahfif, gurur da içeriyor.)
"Mümin, karşısındaki insana hem yanındayken hem de
gıyabında aynı terbiye ve nezaketi gösterebilen,
ikiyüzlü davranmayandır."
Yakından
Konuşma
İnsanlarla konuşurken ağzımızın kokusundan rahatsız
olunmaması için belli bir mesafeye ihtiyaç vardır.
Hem yeterince ağız temizliği yapmayan, hem de sesin
dalgalarla değil tükürük tanecikleriyle yayıldığını
sanan bazı kimseler burnunuzun dibinde gelip
konuşabilirler.
Size düşen böyle yapmamak, yapanlara da sabretmek
veya kaçmak.
Randevu
İnsanlar gösterdiğimiz saygının en belirgin
göstergesi randevu saatlerine sadakatimizdir.
Bir yerde buluşuyorken, bir yere giderken ağzımızda
çıkan sözlere fevkalade dikkat etmeliyiz.
10 dakika diyorsak bunun açılımı ve tefsiri yarım
saat olmamalı yalancı olmamalıyız. 5 dakika 5
dakika olmalı, 15 dakika 15 dakika olmalı.
İnsana saygısızlığın ve onu ciddiye almamanın en
önemli delili zamanlamaya önem vermemedir.
Randevu saatlerine önem vermeyen ve bu konuda
dikkatsiz insanların hayatı incelenirse namazlarını
vaktinde kılmadıkları, her işlerini tehirle ömür
geçirdikleri ve aşırı paspallıkları açıkça görülür.
Bu tür insanların en önemli sığınakları trafiktir.
Bu ise bilinmeyen, sanki yeni icat olmuş bir engel
gibi her türlü gecikmede argüman olarak öne
sürülmekte, gecikme ciddiyetsizliğini
perdelemektedir.
Bir insan trafiği gecikme faktörü olarak göremiyor
ve ona göre erken yola çıkmıyorsa trafik bahanesine
sığınmamalı veya büyük şehirde yaşamamalı.
Telefon
Önce kötü örnekler:
Bir yeri arayıp “Alo kimsiniz?”, “Sen kimsin?”,
”Orası neresi?” demek yanlıştır. (Orası bir kurum
değilse.)
Doğru olan insanın önce kendisini tanıtmasıdır.
Yani “Alo, Ben Mehmet Fidan. Ahmet Öz’le
görüşebilir miyim?” gibi olmalı.
Hemen hemen her gün görüşülen kimselerle “Nasılsın,
iyi misin?” gibi lüzumsuz mukaleme de bence
lüzumsuz. Direkt olarak iletilmek istenen konuya
girilmeli.
Aranan siz iseniz arayan telefonu kapatma eğilimi
göstermedikçe telefonu kapatmaya kalkmamalısınız.
Kim aradıysa kapatma hakkı ona aittir.
Telefonla bir yeri ararken şu tanıtım da iticidir.
”Alo ben Çetin Hoca”
“Alo ben Mahmut Hoca”
“Hoca” unvanı fahri bir lakaptır. Öğretmenlik
mesleğini ifade etmez.
Hocalık paşalık gibidir. Kenan Evrenin telefon edip
‘Ben Evren Paşa!’ demesi gibi.
Şöyle diyebilirsiniz:
“Alo ben Türkçe Öğretmeni Murat Özen” veya ”Ben
matematik öğretmeni Suat Ceylan” denebilir.
Fakat “Alo ben Nuri Hoca” yanlıştır. Kim seni hoca
yaptı. Hocalık kendinden menkul olabilecek bir
meslek adı değildir.
Telefonla
Arama Saatleri
Telefon acil bir
görüşme aracıdır. İstişare, müzakere ve mütalaa
aracı değildir. Herhangi bir haberi, bir cümleyle
öğrenme ve bir cümleyle iletme aracıdır.
Fazlası her
bakımdan yanlıştır. 505'e sığınıp uzun
konuşmayın.Bazen karşınızdaki insanın vakti SMS
hatlarından değerli olabilir.
Akşamları 20.00 - 22.00 arası bir yere telefon
açılıyorsa, telefon 3 defadan fazla
çaldırılmamalıdır.
22.00 - 06.00 arası ise insanın özel dinlenme
saatleridir. Bilhassa erken yatması gereken çocuklar
açısından. (Kapı zili de hakeza…)
Bu saatler arası olağanüstü bir durum yoksa katiyen
telefon edilmemelidir.
Saat 24.00’te veya daha sonrasında telefonla arayıp
“ Alo yoksa uyuyor musun?”, ”Alo …..uyudun mu?” gibi
abukluklara düşülmemeli.
Bayanları veya erkekleri meşguliyetleriyle ilgili
akşam evden aramak o meselelerin eve yansımasına,
bir bakıma gündüze ait problemlerin evde de problem
haline gelmesine sebep olur. Ertesi sabah söylense
olabilecek bir meseleyi akşamdan söylemenin huzur
bozmaktan başka etkisi olmaz.
Bilhassa çalışan bayanların evde anne
yükümlülükleri taşıdıkları unutulmamalı.
Telefon
Bağlatma
İdareci düzeyinde yapılan bir telefon bağlatma
hatası da şudur:
Bir müdür, astını, yardımcısını veya öğretmenini
santrale veya sekreterine söyleyerek bağlatabilir.
Karşı tarafın beklemesinde bir sakınca yoktur.
Ama bir müdürün emsalini veya üstünü telefonla
kendine bağlatması bedeviliktir. Sekreterinin karşı
tarafın telefonu çalarken hemen kendi müdürüne
bağlatması gerekir.
Bazen safiyane böyle telefon bağlatan müdürler veya
benzer konumdakiler büyük bir pot kırdıklarını
bilmelidirler.
Bu prensip müessese dışını ararken de geçerlidir.
Bir müdür veya emsal makamdaki bir idareci
dışarıdaki bir idareciyi –bu zat bir firmanın depo
müdürü veya kadastro müdürü veya mahalle muhtarı
olabilir- telefonuna bağlatamaz. Çalarken ahize
elinde olmalı.
Ayrıca cep telefonunu eline alıp, diğer elini
pantolon cebine sokarak gezinmek de iyi bir görüntü
değildir.
Telefon herhangi bir problemden ötürü kesilirse,
araması gereken ilk arayandır.
Sizi arayan, fakat meşgul olduğunuz için cevap
vermediğiniz bilinmeyen numaraları sonradan aramanız
bir centilmenlik olur.
Kandil SMS
Mesajları
Arkadaşlarınıza veya müessese adına gönderdiğiniz
bir mektup veya bayram kartı imzanızı taşıyorsa
bir anlam taşır. Yani elle atılmış bir imzaya
sahipse. Bu, karşınızdaki insanı muhatap aldığınızı
ifade eder. Ama bu bayram tebriği matbaa baskılı bir
imza taşıyorsa veya imza kaşe ile basılmışsa direk
çöpe atabilirsiniz.
Size tebrik gönderen bir imza atacak kadar sizi
muhatap almıyorsa, gelen tebrikten mutluluk duyarak
kendinizi aldatmayın.
SMS mesajları da bu
kategoride değerlendirilmeli.
Size mesaj atan
mesajın başında
.......falan diye
başlamıyorsa, isminizi belirtmemişse bunu spam mesaj
kabul edip, sanal alemin en özgün sms edebiyat ürünü
de olsa direk 'trash'a gönderin.
Toplu mesaj
gönderme sadece cep telefonu şirketlerini memnun
eder.
Herhangi bir
bayramda aynı şehirde olsanız kendisini ziyaret
edecek kadar yakın olduklarınıza mesaj göndermeli ve
hususi bir şeyler yazmalısınız.
Böyle bir
yakınlığınız yoksa SMS de göndermeyin.
Misafirlik
Ev ziyaretleri (büyük şehirlerde) oldukça büyük bir
problemdir.
İdarecilerin kendi astlarının veya personellerinin
evlerini ziyaret etmeleri fevkalade önemlidir. Bu
tür ziyaretler kadro uyumunun da garantisidir.
Bir insanın evi ziyaret edilmeden, özel hayatının
nabzı tutulmadan hiçbir zaman hakkında kanaat
belirtilmemelidir.
Fakat bu ziyaretler büyük şehirlerde belli bir
standarda getirilmezse problem haline gelir,
yapılamaz.
Öncelikle ziyaret süresi normalde 1 saat, maksimum
1,5 saat olmalı. (Ne kadar ısrar edilirse edilsin.)
Misafirlikte televizyon mutlaka kapatılmalıdır. Ev
sahibi ve misafir beraberce ağızlarını açıp
televizyon seyredeceklerse niye bir araya gelirler
ki?
Bir insan 22.30’da, en geç 23.00’te namazını kılmış
olarak evinde değilse, o gecesi mahvolur. Ne evrad,
ne teheccüt ve hatta ne de sabah namazı doğru dürüst
ifa edilir.
Nadle b. Ubeyd-i Eslemî rivayet ediyor: Sahâbî
yatsı namazlarının vaktinden bahsederken:
"Resûlullâh(SAV) yatsıdan evvel uyumaktan ve ondan
sonra da oturup konuşmaktan hoşlanmazdı" (Buhari,
Mevakit)
Gecesinde yapılması gerekenlerin yapılmadığı bir
gece, gündüzünde sadece bereketsizlik getirir.
Her ziyarete mutlaka küçük de olsa bir hediye
götürülmelidir. Götürülecek hediye insanların
birbirini ziyaretine engel olmayacak çapta
belirlenmelidir.
Bu kimi zaman çocuklar için 1-2 çikolata bile
olabilir.
Ev sahibi, yapacağı ikramlarda da ifrat etmemelidir.
3 küçük parçadan oluşan pasta tabağı ve çay vakit
varsa 2 çeşidi aşmayacak meyve, sınır olarak
benimsenmelidir.
İkram Allah rızası için sunulmalı, enaniyet meselesi
yapılmamalıdır.
Her iki aile de çocuklu ise en geç 21.30’da müsaade
istenmelidir.
Toplantı severlerin de bu konuları göz önüne alması,
hiçbir toplantının 21.30’u aşmaması gerekir.
İttiba edilen zatın 22.00’ den sonra hiçbir zaman
toplantı yapmadığı herkesin bildiği ama genelde
uygulamadığı bir prensiptir.
(Gündem mücahitlerine, toplantı kahramanlarına
duyurulur!)
Fatih Sultan Mehmed Hazretleri, İstanbul’u
fethederken düz bir öğretmenimiz kadar toplantıya
katılmamıştır her halde!
Çocuk Sevme
Çocuk sevme şunlar değildir:
Çocuğu yakalayıp sıkmak,
Havaya atmak,
Bağırtmak,
Sevme niyetiyle bir tarafını ısırmak,
Sulu sulu öpmek (Yani tükürüklemek!)
Veya şu cümlelerle
“Sen bizim evde kal,
Bizim çocuğumuz ol,
Annen bizde kalsın,
Kardeşini götürüyoruz,
Kardeşin bizim olsun,
Babanı döveyim mi,
Kazağını ben alacağım,
Atkın benim olsun,
Seni ham yapayım mı,
Çikolatanı bana ver,
Gel, senin koluna saat yapayım,
…”gibi konsantre sevgi sözcüklerinden! siz
hoşlanabilirsiniz ama çocuklar için bu teklifler
bayağı teröristçedir.
Çocuk sevme, çocuğun mutluluğu ve sevinci hedefli
olmalı, bizim gıcıklığımızı veya eğlenmemizi tatmin
maksatlı olmamalı.
Allah’ın koyduğu kendini koruma güdüsü daha yeni
tanıdığınız çocukların sizden kaçmasını tabi ki
gerektirir.
O sizin zararsızlığınızı anlarsa zaten yanınıza
gelip sizinle oynayacaktır.
Terörist teklifleriniz onu uzaklaştıracak,
hırçınlaştıracaktır.
Nasıl
Sevmeli?
Önce ona içimizden güzel bir dua etmeliyiz.
Mesela: “ Allah’ım bu çocuğu maddi ve manevi
musibetlerden koru, cinni ve insi şeytanların
şerrinden muhafaza buyur. Rızanı tahsile memur
eyle!”
Ve çocukla büyük insan gibi konuşmaya çalışmalı.
(Bebeklere bebekçe davranılabilir.)
İletişim kurduktan sonra onun arzusu istikametinde
beraber oynanabilir. Arkadaşlık edilebilir.
Dini edep gereği
7-8 yaşını aşkın kız çocukları başından öpülmeli.
Oturma
Misafir olarak bulunduğumuz bu dünyada misafirlik
edep ve saygısıyla bulunmak, bir müminin en bariz
vasfıdır. Oturma, kalkma, yatma hepsi mümine yakışır
bir keyfiyette olmalı. Kendi başınayken bu denge ve
adabı korumak belki “ihsan”a erenlerin hali
olabilir. Ama insanlar arasında mümince bir temsil
zorunluluğuyla bulunuyorken;
koltuklara kaykılmak,
biçimsizce yayılmak (daha açık yazılamaz herhalde)
ayak uzatarak oturmak,
ayak ayak üstüne atmak,
ayakları masa üstüne koymak,
elleri pantolon cebine sokmak (üşüme gerekçesi
hariç)
gibi fiiller bir mümine yakışmaz.
Bunları safiyane yapanlar konumuz dışı; ama genel
olarak bu fiiller gizli bir kibir ve gururun tekzip
edilmez delilidir.
Ayrıca ayak ayak üstüne atıp koltuklara yayılanlar ,
kendilerini nazar-ı İlahiden kaçabildikleri bir
yerde mi düşünüyorlar ki o tür bir saygısızlığı
fütursuzca yapabiliyorlar?
Gülme
İnsana yakışan gülüş şekli tebessümdür.
Bunun ötesi değişik patlama tür ve seslerini ihtiva
eden kahkahadır.
İnsan bu dünya misafirliğinde mümkün olduğunca kibar
ve nazik olmalı. Allah’ın huzurunda bulunduğumuz
bilinciyle kahkaha atmaktan, sarsıntılarla
gülmekten, debelenmekten kaçınmalıyız.
Bir garipsin şu dünyada
Gülme gülme ağla gönül…
Yunus
‘Selam’dan
kaçış
“Bismillah her
hayrın başıdır.”
Mü’minler her işe
besmele ile başlarlar. Allah’ın adıyla gider,
Allah’ın adıyla varır, Allah’ın adıyla dönerler.
Ve rastladıkları
her insana Allah’ın selamını dilerler.
Bu nedenle “Hayırlı
sabahlar”,”Hayırlı akşamlar”,”iyi günler”…
gibi anlamsız, boş
lakırtılardan vazgeçilmeli, (Selamı yadırgayacak
olanlara ve bu sözlerden hoşlananlara
kullanılabilir, hatta kullanılmalı.) vacip bir amel
olan Allah’ın selamını vererek, vacip sevabı
kazanmalıyız.
Selam verildiğinde
bu selamı almanın farz olduğunu, selama cevap
verdiğimizde farz sevabı kazanacağımızı unutmayalım.
Evet ‘Kendimizi’
selamdan hem bir yere varırken, hem ayrılırken
mahrum etmemeliyiz.
Hayat ‘O’nun adıyla
bereket kazanır. Ona izafe edilmeyen dualar boştur.
'Hayırlı
akşamlar!', 'Hayır'ı kim verecek?
Bir insana
'Allah'ın
selamı(emniyeti, bereketi, selameti) üzerine olsun'
diyerek dua etmek
ne güzel bir selamdır.
Günlük hayata
girmiş diğer sözler cahiliye Kureyşi’nin gündelik
hayatta kullandığı temenniler idi.
Hapşırma
Hapşırmanın hapşırana bakan yönüyle rahatlatıcı, bir
takım virüsleri gönderici, solunum sistemini
ferahlatıcı etkisi olabilir. Ama hapşıranın dışında
kalan dünyayı ise karartıcı, mikroplanıcı ve
kokutucu bir etkisi vardır.
Bu nedenle sadece kendini düşünmeyen her insan
hapşırığını demokratik bir yolla bastırmalı (Yumuşak
bir tamponla tıkamalı) bir mendille karşılamalı,
hatta mekân değiştirerek diğer insanlara bir iyilik
yapmalıdır.
Eğer ani bir hapşırıksa ve mendil bulamadıysa
hapşırığının içeriğini insanların yüzüne gözüne,
üstüne başına 60 km hızla ve 10 metre menzille
yollama, kimyasal bir silah etkisi oluşturma yerine
hiç olmazsa onu kendi kıyafetiyle, kolu, kazağı her
ne bulursa karşılamalıdır. Bu ise son çaredir.
Kıyafetlerini sonra yıkamalı.
Mendili olmadığı için kendi kıyafetini feda edemeyip
içerik ve kokusuyla ortalığı telvis edenlere ithaf.
Bilhassa cemaatle namazda…
Otomobil Kullanma
İyi Bir Sürücü:
Araba sürerken
trafikten,
yol durumundan,
diğer şoförlerin…’den bahsetmez.
Frene çok az basar,
yani gerektiği kadar gaza basar.
Korna çalmaz. Yanlış yapan şoförler, sizin
ikazınızla hidayete gelmez. Ayrıca hangi birini ikaz
edeceksiniz.
Trafikteki her hatayı sizin de yapabileceğinizi
unutmayın.
Ayrıca her insan hayat boyu, sebebini öğrenince
moraracağı, hata yapandan özür dileyeceği yüzlerce
hatayla karşılaşır.
Zırt pırt sollamaz. Efendice yola devam eder.
Genellikle çabuk gitme hırsı daha çok trafiğe
takılır.
Arabayı sarsmaz. Ön konsolda yarım doldurulmuş süt
bardağı varmışçasına kibar sürer. Sütü dökmez.
Uzaktan sarı ışığı görünce veya yokuş aşağı gaza
basmaya devam etmez.
Öndeki arabanın egzozunu radyatörüyle koklamaz.
Yaptığı hızın en az üçte biri kadar araya mesafe
koyar.
Trafikteki şoförlerin çoğunun zoo kaçkını olduğu
varsayımıyla veya şuuruyla onlarla dalaşmaz.
(Furkan/63 ayetini uygulayın)
Yani ite dalaşmayıp çalıyı dolaşır.
Çünkü her an her model arabadan -bilhassa minibüs,
taksi- semiz bir ayı önünüze düşebilir, çıkabilir.
Yayayken kaldırımda önünüze çıkan kelp kalıntılarına
basar mısınız, yoksa yolunuzu mu değiştirirsiniz?
Maalesef trafikte bu kalıntıların canlıları
mebzuldür.
Basmamaya çalışın.
İyi şoför kaza yapmayandır.
Daha iyi şoförse böyle bir korkuyu yolculara
yaşatmayan, yolcuları hop oturtup hop kaldırmayan,
sükûnet içinde araba kullanandır.
Kimseyle… yarıştırmayandır.
(Ne şanslı yolcuyum ki hatalı araç süren hiçbir
şoförün arabasına binmedim. Hata hep
başkalarındaydı!)
Yayayken sahip olduğu yol verme kibarlığını araba
sürerken de gösterendir.
İnsanları yakın bir yerde bırakmayan, sallamayan,
gitmesi gereken yere veya evinin önüne bırakandır.
Hele yanında tesettürlü birileri varsa trafikte daha
da efendi ve kibar olması gerektiğini hissedendir.
Sürücü ve yolcuların, diğer taşıt araçlarının içine
kafalarını 90 derece çevirip bakmalarının, bir evin
önünden geçerken pencereden içeri bakmalarından esas
olarak farkı yoktur. İkisi de özel hayatı rasat olup
ayıp ve günahtır.
İyi Bir
Yolcu
Şoföre şoförlük öğretmez, müdahale etmez.
Şoförün yanlışlarını söyleyip durmaz.
Trafik mevzuları açmaz. Beğenmiyorsa müsait bir
yerde iner.
Sürücülüğün
Müeyyidesi
Dini ölçüler içinde
bir bıçağı karşınızdaki insana ucu öne doğru biçimde
uzatmanız bile hoş karşılanmaz.
Elinize bir döner
bıçağı alıp ileriye doğru doğrultarak kaldırımda
ilerleseniz insanlar için nasıl bir tehlike
oluşturursunuz?
Bir otomobilin
diğer insanlar açısından oluşturacağı tehlike
otomobilin hızından dolayı, kaldırımda hareket eden
bir bıçaktan farksızdır.
Bugünkü trafik
şartlarında trafik kaidelerine uymadığınız zaman
dikkatsizliğinizle, dini ölçüler içinde bir katil
olup ebedi hayatınızı karartmanız oldukça kolaydır.
En hafifinden bir
yayaya çarparak onu sakat bırakmanızın ve o yayanın
ömrü boyunca bunun ıstırabını çekmesinin uhrevi
karşılığı bugünkü ceza yasalarıyla kıyaslanamaz.
Allah Adil-i
mutlaktır. Ve ceza en azıyla verdiğiniz ıstıraba
denk olacaktır.
Dünya yönüyle size
hafif bir ceza verebilirler ama dini
karşılığı oldukça korkutucudur.
Trafik
kuralları
İnsanların tesis
ettiği bir mekanizmanın kurallarını insanların
belirleyebileceği esasına dayanılarak
"Trafik kaidelerine uymak
vaciptir.***" fetvası verilmiş olduğundan bu
konuda sizin bu kaidelere uymanız size vacip sevabı
kazandıracaktır.
Bu sebeple hangi
yolda hangi hızın yapılması gerektiği ile ilgili
trafik kaidelerini umursamayarak bir kaza yapmakla
ahiretinizi karartabilirsiniz.
Görüşme
Tokalaşma
Tokalaşma sadece elle yapılan bir nezaket alış
verişi değildir. Sizin duygularınızı karşı tarafa
ifade eder.
Öncelikle muhatabınızın gözüne bakmalısınız.
|